Eski bir siyaset duayeninin kulaklarımdan gitmeyen bir sözü vardır: "Siyasette seni düşmanın yumruğu değil, dostunun tebessümü yıkar." Son günlerde yerel siyasetinin koridorlarından sızan, dinlerken insanın içini sızlatan o "arkadan hançerleme" hikayesi, tam da bu sözün ispatı niteliğinde.
Gelin, isimleri şimdilik cebimizde tutarak, o fotoğrafın arkasına bakalım.

Ülkenin o en göz alıcı, yeşilin her tonunu barındıran muazzam ilçesindeyiz. Koltukta ise ezber bozan bir profil var: Genç, naif ve nezaketiyle bilinen bir belediye başkanı. Kentine hizmet etmekten başka derdi olmayan bu genç adam, meğer kendi meclisinde, aynı ideolojiyi paylaştığı yol arkadaşları tarafından örülen bir ağın tam ortasındaymış.

Plan sinsi ve oldukça profesyonel...

Önce fısıltı gazetesi devreye sokuluyor. Başkanın o kibar, naif tavrı bir "zayıflık" gibi pazarlanarak dedikodu malzemesi yapılıyor. Ardından, ekibin "hesap kitap işlerini" pek seven, perde arkasındaki o kurnaz aklın liderliğinde bir senaryo yazılıyor. Figüran hazır, kurgu hazır... Ortaya bir video, ardından o videodaki kişiye yaptırılan "itiraf" süslü açıklamalar servis ediliyor.

Amaç net: Genç başkanı yalnızlaştırmak, halkın içine çıkamaz hale getirmek ve günün sonunda o koltuğu altından çekip almak.

Başarıyorlar mı? Kısmen evet. Canınızı, siyasi geleceğinizi emanet ettiğiniz çalışma arkadaşlarınız size bu kuyuyu kazıyor. Kimin kapısını çalacaksınız? İlk etapta genç başkan ve eşi adeta bir ruhsal çöküntünün içine itiliyor. Hatta hanımefendinin bu süreçte ciddi sağlık sorunları yaşadığı, o narin omuzlarına bu yükün çok ağır geldiği konuşuluyor. Kirli odakların oluşturduğu proje kısmen başarılı çünkü başkanın ve ekibinin kriz yönetimi sıfır, algı yönetimi baştan aşağı falso belki ama rüzgar tersine de esse, geride kalan enkaz büyük oluyor.

Neyse ki naiflik, acizlik demek değil. Genç başkan, bir sabah o üzerindeki ölü toprağını atıp, büyük bir cesaretle adli makamların yolunu tutuyor. "Buyurun, buradayım" diyor. Gerçekler o karanlık senaryoyu yırtıp atıyor ama fısıltı zehirlidir, yayılmaya devam ediyor. En acısı da ne biliyor musunuz? Bu kumpası kuranlar, o koltuk sevdalıları hâlâ yerlerinde oturuyor. Ne bir parti içi soruşturma var, ne de bir hesap sorma... Başkan yine tek, yine yalnız.

Peki, aynı vilayetin diğer köşelerinde hayat nasıl akıyor?

Siyasetin bu kapkara dehlizlerinden kafamızı kaldırıp, Acılı tarafına bakıyoruz. Orada hava bambaşka! Belediye başkanı ilçesine yeni bir asfalt makinesi kazandırmış, keyfi yerinde, neşesi gıcır... Ne diyelim, Allah neşesini artırsın, tekerine taş değdirmesin. Siyasetin cilvesi işte; bir tarafta haysiyet mücadelesi verilirken, diğer tarafta asfaltın sıcaklığıyla ısınan neşeli yüzler...

Ha, bu arada unutmadan... Bir diğer ilçenin belediye başkanının o meşhur rozet takma-takmama muamması var ki, sormayın. Rozeti yakasına iliştirdi mi, cebine mi koydu, yoksa hiç mi yanaşmadı, orası şimdilik Ankara dehlizlerinin sırrı olarak kaldı. Kimse ne olduğunu tam olarak çözebilmiş değil.

Son söz yerine;

Siyaset elbet bir gün durulur, asfaltlar dökülür, rozetler takılır ya da çıkarılır. Ama o yeşil ilçenin naif başkanına ve eşine yaşatılan bu haksızlık, bu organize kötülük, o kumpası kuranların alnında ömür boyu kara bir leke olarak kalır mı? bilmem pek te oralı değiller gibi