İnsanoğlunun en büyük imtihanı kendisidir derler ya, çok doğru. Hırs dediğin öyle bir illet ki, nerede duracağını, nerede "tamam" diyeceğini bilmezsin. Sınırı bir aştın mı bitti; artık o hırs senin değil, sen hırsın kölesi olursun. Doymak bilmez bu insanlar. Bana göre yeryüzündeki en tehlikeli profil de tam olarak budur. Görürseniz arkanıza bakmadan kaçın!

"Ben, ben, ben" hastalığı bir kere bulaştı mı insana, gerisini Allah kerim... Her şey egoyla başlar. Ego insanı esir aldı mı, hırs bir kurt gibi ruhu kemirmeye başlar. Etrafa bakıyorsunuz; kumar bağımlıları, koltuğuna yapışmış güç delisi STK başkanları, "Onu da alayım, şurası da benim olsun" diyen gözü doymaz iş adamları... Ve tabii ki işin en tehlikeli boyutu: Siyasetçiler. Bazısı vardır, her şeye aday olur. Kazanamayacağını bile bile o sevdadan vazgeçemez. Bu uğurda servetini harcar, zamanını harcar; ama en acısı, gözünü kırpmadan dostlarını harcar.

Peki, durup dururken niye anlattım bunları? Sadede gelelim.

Geçtiğimiz günlerde içimizi cız ettiren bir olay yaşandı. Dededen, babadan CHP’li, Gümüşler Yeni Mahalle’de oturan bir dayımız vefat etti. Evinin tam karşısı Gümüşler Mezarlığı. Dayımız daha yakın zamanda evlat acısı yaşamış, oğlunu o mezarlığa defnetmiş. Bir süre önce de torununu toprağa vermiş orada. Ailesinin tek bir ricası vardı: "Hiç değilse yan yana olmasalar bile aynı mezarlıkta yatsınlar..."

Ama ne mümkün! "Cık cık, olmaz kardeşim!" denilerek dayımıza adeta bir sürgün muamelesi çekildi ve cenazesi tutuldu Bozburun Mezarlığı’na götürüldü. Belediye Başkan Vekili Ali Marım’a kadar ulaşıldı, araya girildi ama tık yok. Kimse oralı olmadı, kimse elini taşın altına koymadı. Ve o emektar dayımız, en doğal hakkı olan son arzusundan mahrum bırakılarak Bozburun’da toprağa verildi.

Bürokraside vicdan aranmaz, bilirim. Çarklar soğuk işler. Ama siyasetçide vicdan olmak zorunda! Eğer o vicdan yoksa, kusura bakmayın ama o koltukta da oturmayacaksınız kardeşim. Kimseyle polemiğe girmek niyetinde değilim, derdim sadece hakkı ve vicdanı teslim etmek.

Gelelim bir diğer meseleye...

İskambil oyunlarında bir "bile bile lades" durumu vardır ya, aynen öyle bir durumla karşı karşıyayız. İhaleli batak oynayanlar iyi bilir; elinizde çeker üçkâğıt varsa, millette ne var ne yok görmek için alttan oynarsınız. Rakiplerin elini deşifre eder, hamlenizi ona göre yaparsınız. İkinci, üçüncü hamleler adeta bir "gel gel" davetiyesidir. O mektubun okunup okunmadığını masadaki herkes anlar.

Adli vakalarda da durum böyledir. Savcılar ve soruşturmacılar ana hedefe pat diye yürümez. Ufak ufak, çaktırmadan ilerlerler. Eğer ana hedef o zokayı yutmuş, mektubu okumuşsa hamlelerini değiştirir ya da kendisine kurulan bu tuzağı fark edip karşı oyun kurar. Ama tabii o karşı hamleyi yapabilmek için de kırk fırın ekmek yemek gerekir.

Herkesin bir uzmanlık alanı var neticede... Benim bildiğim Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu hem King’i iyi bilir hem de ihaleli batağı. Yasin Öztürk de King masasında fena değildir hani, bilen bilir.