Her gün buğday almak için geldiğinde kendi yuvasını bulamazsa ne yapacak? İşte insan bazen kendi derdinin ortasında böyle küçük bir canlıya bakınca, yaşadığı şeyi başka türlü görmeye başlıyor. Yuva dediğimiz şey sadece dört duvar değilmiş.
Bazı evlerden taşınırken sadece eşyalarınızı toplamazsınız.
Anılarınızı kolilersiniz.
Birlikte aldığınız eşyaları sökersiniz. Dolapların içini boşaltırsınız. Aylardır alıştığınız bir evin kokusuna, sesine, ışığına veda edersiniz.
Sonra bir gün biri gelir ve tek bir cümle kurar:
“Kızım oturacak, evi boşaltmanız gerekiyor.”
Mülk sahibinin böyle bir talebi olabilir.
Bunu tartışmıyorum.
Ama insanın aklına başka bir soru geliyor:
Peki kiracının hayatı ne olacak?
Karı koca çalışıyoruz.
İşimize gidiyoruz, hayatımızı sürdürüyoruz.
Şimdi bir anda bütün evi kolilere dolduracağız.
Nakliye bulacağız.
Eşyaları taşıyacağız.
Yeni bir ev bulacağız.
Yeni kira, depozito, taşınma masrafı…
Elektrik, su, doğalgaz, internet abonelikleri…
Her biri ayrı bir masraf.
Her biri ayrı bir uğraş.
Üstelik bütün bunları yaparken çalışmaya devam edeceğiz.
Bir evden çıkmak, dışarıdan bakıldığında yalnızca anahtarı teslim etmek gibi görünüyor
Oysa bir evden çıkmak bazen hayatın tamamını yeniden paketlemek demek.
Biz de doğal olarak “Madem çıkıyoruz, en azından taşınma masraflarımızı karşılayın” dedik.
İlk cevap ise çok tanıdık:
“Ev sahibi bunu yapmaz.”
Sonra ne oldu?
O masraf kabul edildi.
İnsanın canını acıtan bazen paranın kendisi değil.
İnsanın karşısındaki kişinin yaşadığı yükü ilk anda görmek istememesi.
Çünkü mesele birkaç bin lira değil.
Mesele şu:
Ben senin hayatımda yarattığım değişikliğin sana neye mal olduğunu düşünüyor muyum?
İnsanların birbirine karşı giderek daha tahammülsüz, daha hesapçı, daha acımasız hale geldiğini düşünüyorum.
Herkes kendi hakkını biliyor.
Ama nedense kimse karşısındaki insanın hakkını, emeğini, yorgunluğunu düşünmek istemiyor.
“Benim evim.”
Evet.
“Benim kararım.”
Evet.
Ama karşında da bir insan var.
Onun da bir bütçesi, emeği, zamanı, düzeni ve hayatı var.
Hukuk başka bir şeydir, vicdan başka.
Bir şeyi yapmaya hakkınızın olması, onu yaparken karşınızdakinin yaşayacağı zorluğu görmezden gelmenizi gerektirmez.
Sonra bir de kuş çıktı karşıma.
Klimanın üzerine yuva yaptı.
Bizim evimizin bir köşesinde, kendine küçücük bir yuva kurdu.
Bizim fark etmeden kurduğumuz yuvanın üzerine o da kendi yuvasını kurdu.
Belki de burayı güvenli sandı.
Belki buranın artık onun evi olduğunu düşündü.
Şimdi biz taşınıyoruz.
Ve ben her gün pencerenin önüne gelip buğdayını arayan o kuşa bakıyorum.
Çünkü birden fark ettim:
Yıkılan sadece bizim yuvamız değil.
Biz eşyalarımızı toplayıp başka bir eve gideceğiz.
Yeni bir ev bulacağız.
Yeni bir düzen kuracağız.
Koltuklarımızı yine yerleştireceğiz.
Tabaklarımızı yine dolaba koyacağız.
Elektriğimizi, suyumuzu yine üzerimize alacağız.
Hayat bir şekilde devam edecek.
Ama o kuş?
Her gün buğday almak için geldiğinde kendi yuvasını bulamazsa ne yapacak?
İşte insan bazen kendi derdinin ortasında böyle küçük bir canlıya bakınca, yaşadığı şeyi başka türlü görmeye başlıyor.
Yuva dediğimiz şey sadece dört duvar değilmiş.
Kiminin yuvası yıllarca biriktirdiği eşyalardan oluşuyor.
Kimininki sevdiği insanla kurduğu hayattan.
Kimininki ise klimaya taşıdığı birkaç dal parçasından.
Ama hepsi için anlamı aynı:
Güvenli bir yer.
Ve belki de bizi diğer canlılardan ayırması gereken en önemli şey, başkasının yuvasını bozduğumuzda bunun farkına varabilmek.
İnsanların kötülüğünü anlamaya çalışıyorum bazen.
Neden bir başkasının yükünü biraz olsun hafifletmek yerine daha da ağırlaştırmayı seçiyoruz?
Neden “Benim hakkım” demek, “Karşımdaki ne yaşayacak?” demenin önüne geçiyor?
Neden birbirimize biraz daha anlayış göstermek bu kadar zor?
Belki de sorun ev sahipleri ve kiracılar değil.
Sorun, insanların birbirini artık yalnızca kendi çıkarı kadar görebilmesi.
Bugün biz bu evden çıkıyoruz.
Yarın başka biri başka bir evden çıkacak.
Bir başkası taşınacak.
Bir başkası yeni bir yuva kuracak.
Hayat böyle devam edecek.
Ama ben bu evden çıkarken aklımda kira sözleşmesinden, taşınma masrafından, kolilerden çok başka bir şey kalacak.
Her gün pencereye gelip buğdayını arayan o kuş.
Çünkü bazen bir kuşun küçücük yuvası, insana koca bir ders verebiliyor:
Yuva yapmak zor.
İnsan için de zor.
Kuş için de.
Yıkmak ise çok kolay.
Bir cümleyle bile yapılabiliyor.
Ama keşke yıkmadan önce bir kez olsun düşünsek:
“Benim çıkardığım bu insanın, bu hayvanın, bu canlının başka bir yuvası var mı?”
Biz yeni bir yuva bulacağız.
Umarım o da bulur.
Ama her gün buğday almak için geldiği yeri ararsa...
Belki de o zaman bu evin gerçekten kime ait olduğunu hepimiz yeniden düşünürüz.
Çünkü bazen tapu sizin olabilir.
Ama bir yuvanın gerçek sahibi, orada kendini güvende hissedendir.