Sırf "Biraz çekidüzen verin, kendinize gelin" dedikçe sınırlar daha da zorlanıyor, kibir abideleri tavan yapıyor. Saygıyı, adaleti, basın özgürlüğünü sadece nutuklarda bırakanlar bilmeli ki; makamlar gelip geçicidir, geriye sadece bıraktığınız iz kalır.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ya da 24 Temmuz Basın Bayramı geldi mi mikrofonu kapan kürsüye koşar. Süslü cümleler havada uçuşur: "Basın bağımsız olmalı, yerel basın başımızın tacı, desteğe hazırız..."
Kulağa ne kadar da hoş geliyor, değil mi? Ama o sahnelerin ışığı sönüp de gerçek hayat başladığında, o masalların yerini çok başka bir taktik alıyor: "Benim gibi düşünüyorsan yaşarsın, biat etmiyorsan musluğu keserim."
Geçtiğimiz ay CHP İl Yönetimi ile DESKİ arasında yaşanan su bağlatma mevzusunu hatırlarsınız. İl Başkanı Sayın Ayhan Oran bir basın açıklaması yaptı, yerel internet haber siteleri de gazetecilik görevini yapıp bunu haberleştirdi. Peki sonra ne oldu?
Şehrin idarecileri ilginç bir "terbiye etme" yöntemine başvurdu. Haberi siteden kaldıran ya da Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Bülent Nuri Çavuşoğlu lehine pembe tablolar çizen sitelerin reklam akışı tıkır tıkır işlemeye devam etti. "Ben gazeteciyim, gördüğümü yazarım" deyip habere dokunmayanların ise reklamları şak diye kesildi. İlanla, reklamla, yani kamu kaynağıyla basını boyunduruk altına alma kurnazlığı...
"Benden olana her şey mübah, olmayana su bile yok" zihniyeti tam olarak budur. Olsun be gülüm, basın bu baskıları ilk defa görmüyor.
Amma velakin, gücü eline geçirenin kibri sadece basınla sınırlı kalmıyor; şehrin sokaklarına, salonlarına kadar taşıyor.
Kulağımıza gelen bir olay daha var. Tarihini tam not etmedim ama şahitlerinin anlattığı kadarıyla bir basketbol kursunda çirkin bir hadise yaşanmış.
İddia o ki; salondaki potalardan birinde sıkıntı var diye, "çok değerli" bir öğrencinin babası orada görevli hocayla öyle böyle bir tartışmaya girmiyor. Bağırışlar, hakaretler, havada uçuşan çirkin laflar... Kendi alanında emek veren bir eğiticiye, sırf arkasındaki makamın veya unvanın gücüne güvenerek bu üslubu hak görmek hangi terbiyeye sığar?
Yalan ise ben anlatanların yalancısıyım; ama ateş olmayan yerden de bu kadar duman çıkmaz.
Sırf "Biraz çekidüzen verin, kendinize gelin" dedikçe sınırlar daha da zorlanıyor, kibir abideleri tavan yapıyor. Saygıyı, adaleti, basın özgürlüğünü sadece nutuklarda bırakanlar bilmeli ki; makamlar gelip geçicidir, geriye sadece bıraktığınız iz kalır.
Şimdi bu yazının ardından birileri çıkıp yine rahatsız olacak, bize laf yetiştirmeye çalışacaktır. Hiç yorulmasınlar. Eski bir sözdür, kulaklara küpe olsun: Kem söz sahibine aittir. Biz gördüğümüzü, duyduğumuzu, halkın hakkını yazmaya devam edeceğiz.