Son günlerde öyle şeylere şahit oluyoruz, kulaklarımızla duyduklarımıza, gözümüzle gördüklerimize öyle anlar geliyor ki inanasımız gelmiyor. Mesleğin geldiği noktayı mı dert edinelim, muhataplarımızın içine düştüğü o garip ruh halini mi masaya yatıralım, vallahi şaşırmamak elde değil. İçinde bulunduğumuz şu garip dönemi, iki taze örnekle anlatayım da varın gerisini siz düşünün.

Bizim Manşetiz’in acar muhabiri Abdullah Gönültaş, geçen günlerde genel bir gelişmeyle ilgili değerlendirme almak üzere esnaf odalarından birinin başkanını arıyor. Kamuyu ilgilendiren, esnafın durumunu masaya yatıracak sıradan, rutin bir gazetecilik faaliyeti... Telefona çıkan beyefendinin verdiği cevap aynen şu: “Ben öyle telefonda değerlendirme yapmam. Benim ağzımdan çıkmayan kelimeleri yazıyorlar. Buraya gelin, burada konuşayım. Burada görüntü ve ses kaydı olan kamera var, orada değerlendirme yapacağım.”

Bak şu paranoyaya, bak şu güven problemine! İsim vermeyeceğim ama oturduğu koltuğun ağırlığını taşıyan bir oda başkanının kurduğu şu cümleler neresinden baksanız trajikomik. İşin "gazeteciye güvenmiyorum" kısmını bir kenara bıraktım; asıl tehlikeli ve ürkütücü olan o makam odasındaki durum. Demek ki o odaya giren herkesin ses kaydı ve görüntüsü anbean alınıyor. Yandık vallahi! Resmi bir makam odasında, adeta bir sorgu odası psikolojisiyle "kameralar kayıtta, gel burada konuşalım" demek hangi akla, hangi yönetim anlayışına sığar? Gazeteciden kaçarken kendi yarattığı gözetleme kulesine sığınanların hali gerçekten içler acısı.

Neyse, bu absürtlüğü sindirmeye çalışırken bir diğer paranoya dalgası da adaletin, hukukun ve hakkın savunucusu dediğimiz Baro cephesinden geldi. Baro Gençlik Meclisi’nde genç bir avukat çıkıp basının ve kamuoyunun önünde bir açıklama yapıyor. Bu açıklama, doğal olarak sosyal medya hesaplarından da canlı canlı, açık bir şekilde paylaşılıyor. Bizim muhabir arkadaş da bu halka açık, zaten kamuoyuyla paylaşılan açıklamayı haberleştiriyor.

Abov! Sonra ne mi oluyor? "Vay efendim, sen bu izinsiz paylaşımı nasıl kullanırsın" diyerek muhabir arkadaş hakkında suç duyurusunda bulunuyorlar! Buyurun bakalım, bir yaşıma daha girdim. Yahu adı üstünde; basın açıklaması. Kamuya açık alanda, sosyal medyada herkes görsün, duysun diye yapılan bir açıklamayı haberleştirdi diye bir muhabirden şikayetçi olmak, üstelik bunu bir hukukçunun yapması şaka gibi değil mi?

Meseleyi duyar duymaz hemen Baro Başkanı’nı aradım. Konunun anlamsızlığını aktarıp duruma müdahil olmasını rica ettim. Bakalım oradan ne sonuç çıkacak, hep birlikte göreceğiz.

Ama insan düşünmeden edemiyor: Biri odasına kurduğu kameranın arkasına saklanıp gazeteciyi zan altında bırakır, diğeri kendi eliyle yaydığı basın açıklamasını yazdı diye muhabiri adliye koridorlarına çekmeye çalışır... Şimdi soruyorum size; bu şartlar altında gel de gazetecilik yap!

Biz yine de tüm bu trajikomik engellemelere, yersiz korkulara ve hedef saptırmalara rağmen sahada olmaya, sormaya ve gerçekleri yazmaya devam edeceğiz.