Gazetecilik yaparken bazen insanın yolu dönüp dolaşıp tarihin tozlu raflarına çıkıyor. Nerden çıktı şimdi demeyin; gazetecinin zihni işte, bugünün absürtlüklerine bakarken geçmişin tuhaf tesadüflerini önünüze koyuveriyor.
Mesela lafın gelişi kullandığımız "geyik muhabbeti" deyimi nereden gelmiştir hiç düşündünüz mü? Kökü Osmanlı yüzbaşısı Resneli Niyazi’ye dayanır. II. Meşrutiyet döneminde Makedonya dağlarına çıktığında yanında bir yaban geyiği vardır. O geyik birliğin maskotu olur, dağ bayır beraber gezerler. Memleket elden gittikten sonra bile İstanbulluların ve meclis kulislerinin dili hep o dağ günlerinden, o geyikten düşmez olur. Sohbetler dönüp dolaşıp aynı yere bağlanır; bugünkü "geyik muhabbeti" deyimi işte oradan kalır.
Bitmedi; Resneli Niyazi’nin sonu da en az o geyik hikayesi kadar trajikomiktir. Savaş meydanlarında kahramanlıklar yapmış bu adam, düşman kurşunuyla değil, Arnavutluk Avlonya'da kendi koruması tarafından pisi pisine vurularak öldürülür. Arkasından da Türk kültürüne o malum söz yadigâr kalır: "Ne şehittir ne de gazi, pisi pisine gitti Niyazi."
İki deyim, unutulup giden bir isim ve geride kalan boşluklar...
Şimdi bunları niye anlattık? Gelelim asıl mevzuya, yani Denizli'ye.
Burada kulaktan kulağa yayılan, ilk duyanın "hadi ya" diyeceği ama maalesef gerçeğin ta kendisi olan bir "Temel Efendi" efsanesi vardır. Öyle bir adam düşünün ki; vali yardımcılarını hizaya getirdiğini iddia eden, kendini "derin devletin adamı" diye pazarlayan, il müdürlerini sekreteri gibi kullanan... Kendi elleriyle tayinler koparan, bürokrasiyi oyuncak eden garip bir çark kurmuştu bu adam. Yıllarca da sürdü bu düzen.
Ta ki emniyet uyanıp operasyon düğmesine basana kadar. Operasyon sinyali alınmasıyla o "kudretli" derin devletçi bir anda buharlaşıverdi, ortadan kayboldu. Sonradan Aydın'da vefat ettiği ortaya çıktı.
Fakat hikâyenin en acı komik tarafı ne biliyor musunuz? Üzerinden 1,5 yıl geçmesine rağmen Denizli bürokrasisinde o "Temel sendromu" hâlâ bitmedi. Hâlâ bu adamın ölmediğine, siyah ciplerle bir yerden çıkıp geleceğine inanan zavallılar var bu şehrin koridorlarında. Hikâyelerin ardı arkası kesilmiyor.
İşin özü şudur abiler: Gerçek bir devlet adamı çıkıp da "Ben devletin adamıyım" diye ortalıkta bağırmaz. Devletin ağırlığı lafla taşınmaz. Devlet adamı mütevazıdır, bürokrasi bataklığında iş çevirmez, kimsenin ekmeğine, namusuna göz dikmez.
Eğer ortada her şeyi ben yapıyorum diye gezen biri varsa, o devlet adamı değil, olsa olsa tam bir düzenbazlık abidesidir. Tarih Resneli Niyazi’leri pisi pisine harcar, dillerde geyik muhabbetine meze eder; Denizli de yıllarca böyle sahte "Temel Efendi" masallarıyla uyutulur. Değişen tek şey oyuncaklardır.