İzmir’de yaşayan biri olarak, geçen gün bir tura katılarak Muğla’ya gitmeye karar verdik. Tur programında Güzelköy, Akyaka ve Yuvarlakçay vardı. İlk olarak Güzelköy’e, namıdiğer Bozüyük’e vardık.

Buraya neden Güzelköy denildiğini sorduğumuzda rehberimiz, "Güzel Köylü" dizisinin burada çekildiğini söyledi. Hatta oradaki halkın "Beni tanımadın mı?" sorularına ayıp olmasın diye "Tanıdım, tanıdım" diye karşılık vermemiz gerektiği gibi garip tavsiyelerde bulundu. Bırakın bu işleri Allah aşkına...

Evet, Düriye’nin Güğümleri ve Dondurmam Gaymak gibi nice başarılı eser burada çekildi ama insan köyün girişine düzgün bir tanıtım görseli, göze hitap eden bir şeyler koyar. Bunlar yerine yapay bir "ünlü" furyasının peşine düşülmüş; gerçekten çok acayip.

Tabii hakkını yemeyelim, metropolden kaçan biri için bölgenin harika doğası ve bol oksijeni oldukça etkileyiciydi.

Fakat hissedilen sıcaklık 40 dereceyi bulunca, tekne turu yapacağımız Azmak Nehri yolunda işler değişti. Tekne beklerkenki yürüyüş yolunda güneşten koruyacak tek bir gölgelik bile yoktu. Yoldan geçemeyen insanlar ve haklı sitemleri de cabası.

Otuzar, kırkar kişilik tur grupları halinde hem yolu kapatıyor hem de sıcağın altında kavruluyorduk.

Özür diliyorum ama böylesine şahane bir doğanın içinde kendimi adeta bir mülteci gibi hissettim. Ortam şöyleydi: "Çekilin yoldan...", "Tekne var mı ağabey?", "BİR SAKİN OLUN SAKİN!", "Sıra sıra girin kardeşim...", "Siz sonraki tekneye!" gibi yankılı sesler arasında sıramızı bekledik, sonrası adeta kurtuluş, zafer ve harikalar diyarı...

Bir de sosyal medyada ilginç bir videoya denk geldim. Neymiş efendim; "Azmak Nehri'nin iki yüzüymüş, gerçek yüzüymüş", aslında her şey göründüğü gibi değilmiş...

Videoda aynı lokasyonda sol tarafta nehirde yüzen insanları güya bir kaos ve çile içindeymiş gibi gösterip, ortada tekne turu yapanları "minnoş minnoş takılıyorlar" diye gösteriyorlar. Arkadaşlar, gerçekten şaka mısınız? Sırf içerik üreteceksiniz, üç beş etkileşim alacaksınız diye mi bu dram?

Oraya giden insanlar çaresizlikten yüzmüyor o suda. Azmak Nehri, zengin su altı bitki örtüsüyle, sodalı yapısıyla akvaryum gibi bir doğa harikası.

O 8 derecelik suya girmek bir çile değil, vücut direncini artırmak, o muazzam doğayı birebir tecrübe etmek için yapılan bilinçli bir tercih...

Konfor, sıcak su ve sahil arayan insan zaten hemen yan koydaki Kleopatra Plajı’nın mis gibi ılık suyuna gider.

Bölgenin kültüründen, doğasından zerre anlamayıp, insanların harika bir deneyimini fakir fukara kaosu gibi göstermeye çalışmak gerçekten pes dedirtti.

Siz lütfen "minnoş minnoş" turunuzu yapın, bilinçli ve zevkli insanlar mayolarıyla yüzmeye devam edebilir.

Ve geldik üçüncü rotamız olan Yuvarlakçay’a. Buranın doğasını anlatmaya kelimeler yetmez, gerçekten yaşamanız lazım.

Tabii doğayı yaşayabilmek için önce bir restoranda müşteri olmalısınız. Zira etrafı tamamen işletmelerle kuşatılmış durumda.

"Yok, ben sadece o meşhur salıncakta bir Reels videosu çekip gideceğim" diyorsanız; yan masada saç kavurma yiyenlerin ağız şapırtısı eşliğinde, çatal bıçak sesleriyle video çekmeye hazırlıklı olmalısınız.

Neyse! Bir turun daha sonuna geldik. Her şeye rağmen güzelsin Muğla. Çok güzelsin hem de.