Sorun sadece ceplerimizdeki paranın çalınması da değil; geleceğimiz, huzurumuz çalınıyor. Bugün bu ülkede bir anne-baba, çocuğunu okula otobüsle tek başına gönderirken yüreği ağzına geliyorsa; yarını düşünmeyi bırakıp sadece bugünü sağ salim atlatmanın derdine düşmüşsek, durup derin bir nefes almak zorundayız.
Manisa Turgutlu’dan yükselen o acı feryat, aslında tek bir ilçenin değil, bütün bir memleketin sessizce içine attığı o ağır yükün dışa vurumudur. Sahi, ne ara ve nasıl bu hale geldik? Eline tüfeği alıp hiç tereddüt etmeden bir cana kıyabilecek kadar ruhu çekilmiş, vicdanı nasır tutmuş insanları hangi aralıkta yetiştirdik?
Dönüp etrafımıza bakıyoruz; milyonların alın teriyle, yemeyip içmeyip üç kuruş biriktirdiği helal parayı tek bir tıkla, süslü fonlarla, borsa oyunlarıyla bir gecede cebe indiren gözü dönmüş bir hırsızlık düzeniyle karşı karşıyayız. Doymak bilmeyen bir doyumsuzluk, emek vermeden kazanma arsızlığı her yanımızı sarmış durumda.
Sorun sadece ceplerimizdeki paranın çalınması da değil; geleceğimiz, huzurumuz çalınıyor. Bugün bu ülkede bir anne-baba, çocuğunu okula otobüsle tek başına gönderirken yüreği ağzına geliyorsa; yarını düşünmeyi bırakıp sadece bugünü sağ salim atlatmanın derdine düşmüşsek, durup derin bir nefes almak zorundayız.
Bizi biz yapan o kadim değerler nerede kayboldu? “Ocu”, “bucu” diye birbirimizi ötekileştirmekten, bizi bir arada tutan o ortak kimliği, insan olma paydasını unuttuk. Arkadaşlık, dostluk, ana-baba hakkı gibi kavramlar, yerini sadece çıkara dayalı buz gibi ilişkilere bıraktı. En acısı da bu toprakların emaneti olan çocuklara, sınavlarda derece yapmayı öğretirken "insan olmayı" öğretememiş olmamızdır.
Emniyetiyle, jandarmasıyla koca bir devlet mekanizması varken, adaleti ve çareyi televizyon ekranlarındaki gündüz kuşağı programlarında arar hâle geldiysek; hayatı, kurgulanmış dizi senaryolarından ibaret sanıp kendi gerçekliğimizi o sahte dünyalara kurban ediyorsak, toplumun pusulası iyiden iyiye şaşmış demektir. Her denilene kolayca inanan ya da tam aksine hiç kimseye güvenemeyen, güven terazisinin ayarı bozulmuş, vefa duygusunu tamamen yitirmiş bir kalabalığa dönüştük.
Bu tablo bir günde ortaya çıkmadı. Ağır ağır, alıştıra alıştıra, değerlerimizi erite erite geldik bu noktaya. Fakat her şeye rağmen Turgutlu'dan yükselen bu sitem, bu isyan boşuna değil. Çünkü bu öfkenin altında hâlâ bitmemiş bir memleket sevdası, hâlâ sönmemiş bir vicdan kırıntısı var. Eğer gerçekten bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, işe ekranları karartıp, birbirimizin yüzüne ve en çok da kendi içimize bakarak başlamak zorundayız. Yoksa yarın, ağıt yakacak bir memleket bile bulamayabiliriz.