Bakın sevgili okurlar, Türkiye’de kağıt üzerinde her şeyin tıkır tıkır işlediği ama okulun kapısından içeri adım attığınız anda gerçeğin suratınıza bir saçma gibi saplandığı o malum günlerden birini daha yaşıyoruz.

Daha mürekkebi kurumadı yahu! Şurada ne kadar zaman geçti? Tam 7 bakanlık... Yanlış duymadınız, devletin koca koca yedi bakanlığı bir araya geldi, o şatafatlı salonlarda, flaşlar patlarken "Okul Güvenliği Protokolü" imzaladı. Kameralar karşısında kasıla kasıla atılan o fiyakalı imzalar, verilen o büyük büyük demeçler... Zannedersiniz ki okullarımız artık birer güvenlik kalesi oldu, zannedersiniz ki çocuklarımızı görünmez bir zırhla koruyacağız.

Sonra ne mi oldu? Bugün sabah saatleri, Manisa Turgutlu. İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi. O fiyakalı protokollerin, yedi bakanlığın kudretinin ulaşamadığı o lisenin kapısına 15 yaşında bir çocuk geliyor. Elinde dedesinden aşırdığı av tüfeğiyle basıyor tetiğe... Sonuç? İkisi ağır 11 evladımız yaralı.

Ama durun, asıl trajedi, asıl fıkra gibi ama hiç komik olmayan kısım burada başlıyor. Olaydan sonra milletvekilleri hastanede yaralı çocukları ziyaret ediyor. Çocuklardan biri, o dehşet anını anlatırken öyle bir cümle kuruyor ki; yedi bakanlığın o kalın protokol dosyalarını alıp çöpe atasınız geliyor:

"Okulun önündeki güvenlik görevlisi, bizden önce kaçtı..."

Yanlış okumadınız. Çocukları koruması için oraya dikilen, can güvenliğini sağlamakla mükellef olan o görevli, elinde tüfekli bir ergeni görünce topukluyor. Çocukları kaderiyle, daha doğrusu tüfek saçmalarıyla baş başa bırakıp hızla uzaklaşıyor mekandan.

Allah aşkına soruyorum size, hani nerede sizin güvenliğiniz? Asgari ücretle, belki de hiçbir kriz yönetimi eğitimi almadan okul kapısına turnike memuru gibi diktiğiniz taşeron bir kadroyla mı koruyacaksınız bu ülkenin geleceğini? O güvenlik görevlisini suçlamıyorum sadece, mesele o adamın şahsı değil. Mesele, "güvenlik" dediğiniz kavramın içinin bu kadar boşaltılmış olması.

Bu ilk mi? Elbette değil. Daha Kahramanmaraş’taki okul saldırısının davasında dinlediğimiz o akılalmaz "oğlum silahlarımı çaldı" savunmaları hafızalarımızda taptaze duruyor. Okul güvenliğini sadece okulun duvarını boyamakla, göstermelik birkaç evrak imzalamakla çözüleceğini sanan o idari aymazlık devam ettiği sürece bu son da olmayacak.

Beyler, masa başında masal anlatmayı bırakın. Kağıt üzerinde güvenlik protokolü imzalamakla güvenlik sağlanmıyor. O pahalı dolmakalemlerle attığınız imzalar, namludan çıkan mermiyi durdurmuyor. Biz çocuklarımızı okula değil, adeta birer rulet masasına gönderiyoruz. Ve en acısı, "Bizi korur" dedikleri görevlilerin, tehlike anında en önde kaçan sırtlarını görüyorlar. Yazıktır, günahtır bu çocuklara!