Devlet enkaz altında kalmıştı... Millet çaresizdi. Bir adam çıktı sahneye. "Bana güvenin" dedi. Güvendik. Çocuğumuzun kumbarasındaki parayı, emeklimizin kefen parasını AHBAP'a gönderdik. Meğer bizim umutlar rulet masasında fiş olmuş. 990 milyon liralık bahis trafiği... Asistanın hesabına uçan 120 milyon... Üstüne bir de "yolsuzluk değil usulsüzlük" diyorlar. Sevsinler sizin usulsüzlüğünüzü. Hadi oradan!
2023’ün o kapkara Şubat gecesine dönelim. Devletin liyakatsizlik enkazının altında kaldığı, vatandaşın çaresizce telefonlarına sarıldığı o geceye...
Herkesin bir umut aradığı o karanlıkta, bir adam çıktı sahneye. Mikrofonu bırakıp enkaza koştu. İnsanlar, fatura istemeden, makbuz sormadan, "Acaba bu para nereye gidiyor?" diye bir saniye bile şüphe duymadan ceplerindeki son kuruşu o IBAN numaralarına yağdırdı.
Neden? Çünkü kurumların iflas ettiği, liyakatin sıfırlandığı bir ülkede bu milletin bir "kurtarıcıya" ihtiyacı vardı. Bu ülke ona, dünyadaki hiçbir para birimiyle ölçülemeyecek o en değerli sermayeyi verdi: Kayıtsız şartsız güven.
Ama gelin görün ki, bugün o güvenin faturası savcılık masasında duruyor. Ve inanın bana, o dosyada yazanlar "usulsüzlük" gibi kibar bir kelimeyle örtbas edilecek cinsten değil.
Gelin, o dosyanın kapağını birlikte kaldıralım. Rakamlar yalan söylemez. İddiaya göre 2020-2026 yılları arasında, dile kolay, tam 990 milyon liralık bir bahis trafiğinden söz ediliyor. Bu devasa çarkta kaybedilen para 390 milyon lira. Derneğin hesabından, kendi asistanının hesabına sessiz sedasız akan para 120 milyon lira. Dahası var; karşılıksız çıkan senetler ve birilerine "teminat" olarak dağıtılan dernek çekleri... Üstüne bir de dosyaya giren, "70 milyon dolar borç verdim" diyen bir tanık ifadesi.
Şimdi vicdanınıza soruyorum: Ekranda kanser hastası "Cemile Teyze" için bağış istenirken, milyonların boğazı düğümlenip o hesaplara 50'şer, 100'er lira yağdırırken, arka plandaki rulet masalarında kimin parası sürülüyordu? Emekli Ayşe Teyze, o 50 lirayı gönderirken neye güvendiğini bugün tekrar düşünmek zorunda değil mi? Düşünmek zorunda. Çünkü güven, sadaka değildir; hesabı sorulması gereken bir toplumsal sözleşmedir.
Savunma ise yargı trajedilerimize yeni bir perde ekleyecek cinsten: "Ahbap çeklerini teminat olarak kullandım. Yüksek miktarda borçlandım. Bunun adına usulsüzlük diyebilirsiniz ama yolsuzluk diyemezsiniz."
Bak sen! Bu ülkenin sıradan bir esnafı, mahallesindeki derneğin çekini alıp kendi şahsi kumar borcuna teminat gösterse, savcılarımız "Ha, bu sadece usulsüzlükmüş" deyip sırtını mı sıvazlar? Yoksa sabahın köründe ters kelepçeyle "güveni kötüye kullanmak" ve "nitelikli dolandırıcılıktan" hapse mi atar? Adaletin terazisi, şöhretin ağırlığına göre mi tartıyor artık bu ülkede?
Bir de madalyonun diğer yüzü var; meşhur "Tapu devri operasyondan bir gün önce engellendi, bu bilinçli bir siyasi kumpas" edebiyatı.
Açık konuşalım... Bu ülkede yargının siyasi bir sopa olarak kullanıldığını, iktidarın hoşuna gitmeyen sivil toplum kuruluşlarının tependen inme operasyonlarla nasıl boğulduğunu en iyi biz biliriz. Arşivler bunun utanç vesikalarıyla doludur.
Ama bir dakika durun. Yargının niyetinin bozuk olması, sizin muhasebenizin temiz olduğu anlamına gelmez. İnsan temiz bir defter tutuyorsa, kuruşu kuruşuna hesap verebiliyorsa, "bir gün erken gelen" o operasyon onu bu kadar köşeye sıkıştırabilir miydi?
Şunu net görmek zorundayız: İki kirlilik aynı anda var olabilir. Hem STK’ları seçici bir şekilde hedef alan baskıcı bir siyasi iklimin olması, hem de bir dernek başkanının halkın parasıyla kişisel finans oyunları oynaması aynı anda yaşanabilir. Birini diğerine kalkan yapmak, "bana operasyon çekiliyor" diyerek o 120 milyon liralık transferin üstüne yatmaya çalışmak, aklımızla alay etmektir.
Biz; ne kahramanını bir gecede linç eden o şuursuz kalabalığa katılırız, ne de "Her soruşturma siyasidir, demek ki bu adam tertemizdir" diyen o hastalıklı reflekse ortak oluruz.
Biz sadece belgenin ve paranın izini süreriz. O 120 milyon lira nereye gitti? 990 milyon liralık bahis, kimin cebinden, hangi hesaptan, ne zaman yatırıldı?
Asıl acı olan nedir biliyor musunuz? Şeffaflık kültürünün sıfır olduğu, denetim istemenin "ayıp" sayıldığı, devlete güvenin yerle bir olduğu bu iklimde, yarın WhatsApp gruplarında yeni bir "kahramanın" IBAN'ı dolaştığında, bu ülke aynı sorgusuz sualsiz güveni yine verecek.
Çünkü kurumlarına güvenemeyen çaresiz toplumlar, her zaman kurtarıcılara muhtaçtır. Ve kahramana muhtaç olan toplumlar, ona hesap sormayı hep unutur.
Ta ki o hesap defteri, bugün olduğu gibi, bir adliye koridorunda yüzlerine çarpılana kadar.