KARDELEN BAŞOL/MANŞETİZ- İzmir Barosu, 2026-2027 adli yılının açılışı dolayısıyla yaptığı açıklamada yargı bağımsızlığı ve savunma hakkına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Avukatların karşılaştığı hukuki, ekonomik ve fiziksel sorunların yanı sıra adli yıl açılış töreninde baroya söz hakkı verilmemesi de yapılan açıklamada eleştirildi.
Baro, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel hak ve özgürlüklerin ağır biçimde aşındığını savunarak yargının bağımsız ve tarafsız bir güç olmak yerine siyasi bir aparat haline getirildiğini öne sürdü. Kararların hakim ve savcıların siyasi beklentilere göre değil, Anayasa’ya, kanuna, hukuka ve insan haklarına bağlı olarak işlemesi gerektiği hatırlatıldı.
“Talimatla hukuk, telkinle adalet, baskıyla bağımsız yargı olmaz” denilen açıklamada, toplumda kararların hukuktan mı yoksa başka bir yerden mi çıktığına ilişkin kuşkunun dahi hukuk devleti açısından ciddi bir alarm olduğu ifade edildi.
AYM ve AİHM kararlarına tepki!
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yok sayılabilmesini eleştiren İzmir Barosu, mahkeme kararlarının hukuk düzeninin gereği olarak uygulanması gerektiğini vurguladı.
Anayasa’nın 153. maddesi hatırlatılarak Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını bağladığı belirtildi. AİHM kararlarının uygulanmamasının da uluslararası hukuk düzeniyle bağdaşmayacağı yeniden gündeme getirildi.
“İşi gereğini yapan avukat sanık sandalyesine oturtulamaz”
Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle soruşturma ve kovuşturmalara maruz bırakıldığı ifade edilerek, avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilerek kriminalize edilmesi eleştirildi.
İzmir Barosu, Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı, Doğa İncesu, Yunus Emre Işık ve Mehmet Pehlivan’ın durumuna da değinerek, özgürlüğünden mahrum bırakılan avukatların durumunun savunma hakkından ayrı değerlendirilemeyeceğini açıkladı.

Ekonomik kriz adaleti de engelliyor
Türkiye’deki ekonomik ve sosyal krizin; yüksek enflasyon, gelir kaybı, işsizlik, barınma sorunu ve yoksulluğun yurttaşların dava açma, avukatla çalışma ve hukuki güvencelere ulaşma imkanlarını güçleştirdiğini ifade eden Baro, “Yoksulluk yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Yoksulluk, aynı zamanda adalete erişim meselesidir” diyerek adaletin satın alınabilir bir hizmete dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.
Genç avukat unutulmadı
Açıklamada özellikle genç avukatların düşük gelir, yüksek ofis giderleri, ağır çalışma koşulları, güvencesizlik ve mesleki gelecek belirsizliği yaşadığı belirtildi.
CMK ve adli yardım ücretlerinin emeğin karşılığını vermediği, avukatlık asgari ücret tarifesinin ekonomik gerçeklikten uzak kaldığı ve ücretlerin tahsilinde sorunlar yaşandığı ifade edildi.

“Bir meslektaşımızın daha öldürülmesini beklemeyeceğiz”
Meslektaşlarının uğradığı saldırılara da değinen Baro, mesleğe yönelik fiziksel şiddetin de önemli bir sorun haline geldiği bildirdi.
İzmir Barosu, avukata yönelik şiddetin önlenmesi, saldırıların cezasız kalmaması ve avukatların görevleri nedeniyle özel olarak korunması için mücadelenin sürdürüleceğini açıkladı.
“İzmir Barosu susmaz”
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen Adli Yıl Açılış Töreni’nde avukatlara söz hakkı verilmemesine de sert eleştiri getiren Baro, “Bir adli yıl açılışında hukuk konuşulması istenmiyorsa, sorun konuşanın sözünde değil, hukukun geldiği noktadadır. İzmir Barosu susmaz. Sözümüz bir makamın iznine bağlı değildir” ifadelerini kullandı.




