Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde yıllardır Nuh’un Gemisi’ne ait olduğu ileri sürülen gemi biçimli Durupınar Formasyonu’nda yürütülen bilimsel araştırmalarda yeni bir aşamaya geçildi. Yaklaşık 90 gün süren 2026 saha çalışmaları tamamlanırken, bölgenin yalnızca yüzey görüntüsü değil, yerin altındaki yapısı da ayrıntılı biçimde incelendi. Araştırma sırasında gerçekleştirilen radar taramalarında bazı dikkat çekici anomaliler belirlenirken, karotlu sondajlardan sürekli toprak örnekleri alınması da ekibin üzerinde durduğu bulgular arasına girdi.
Ancak bilim insanları açısından kritik nokta, bu bulguların şu aşamada Nuh’un Gemisi’nin bulunduğunu kanıtlamaması. Araştırma ekibi, radar verilerinin nihai analizinin ve laboratuvar sonuçlarının beklenmesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle toprak örneklerinde organik madde, olası ahşap kalıntıları ve bunların yaşını belirlemeye yönelik karbon analizleri, çalışmanın bundan sonraki en önemli bölümünü oluşturuyor.
1959’da başlayan gizem yeniden bilimsel incelemenin merkezinde
Doğubayazıt’taki oluşumun hikâyesi yeni değil. Gemiye benzeyen arazi şekli, 11 Eylül 1959’da Doğu Anadolu’nun hava fotoğrafları üzerinde çalışma yapan Harita Mühendisi Yüzbaşı İlhan Durupınar tarafından fark edildi. Durupınar’ın keşfinin ardından oluşumun Nuh’un Gemisi’nin kalıntısı olabileceği yönündeki iddialar bölgeye çok sayıda araştırmacının ilgisini çekti.
Yıllar boyunca farklı ekipler bölgede çeşitli ölçümler ve incelemeler gerçekleştirdi. Buna rağmen oluşumun gerçekten insan eliyle yapılmış bir yapı mı, yoksa jeolojik süreçler sonucunda ortaya çıkmış doğal bir arazi şekli mi olduğu konusunda bilim dünyasında kesinleşmiş bir sonuç ortaya çıkmadı. Ağrı İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü de oluşumun doğal bir heyelan ve jeolojik süreçle meydana gelmiş olabileceğinin tartışıldığını belirtiyor.
Bugün devam eden araştırmaların önemli farkı ise yalnızca yüzeydeki şeklin incelenmesiyle sınırlı kalmaması. Araştırmacılar ilk kez bu denli kapsamlı biçimde yer altına ilişkin veri toplamaya odaklandı.

Beş ülkeden yaklaşık 20 bilim insanı bölgede çalıştı
2026 yılında Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cenker Atila başkanlığında yürütülen Durupınar Formasyonu Araştırma Projesi kapsamında uluslararası bir ekip oluşturuldu. Çalışmalara beş farklı ülkeden yaklaşık 20 bilim insanının katıldığı bildirildi. Saha araştırmalarını takip eden üç belgesel ekibinin de bölgedeki çalışmaları görüntülediği aktarıldı.
Saha çalışmaları kapsamında ilk olarak bölgenin haritalaması, fotoğraflanması ve GPS ölçümleri gerçekleştirildi. Ardından gelişmiş radar sistemleriyle yerin altındaki yapı araştırıldı. Radar verilerinin işaret ettiği noktalar doğrultusunda toprak numuneleri alınırken, ayrıca karotlu sondaj yöntemiyle oluşumun daha derin bölümlerinden kesintisiz örnekler çıkarıldı.
Araştırmanın yaklaşık 90 gün sürdüğü ve saha çalışmalarının 11 Eylül 2026 itibarıyla tamamlandığı bildiriliyor. Saha aşamasının sona ermesi, projenin de tamamlandığı anlamına gelmiyor. Asıl değerlendirme sürecinin laboratuvar analizleri ve elde edilen verilerin birlikte yorumlanmasıyla devam edeceği belirtiliyor.
Karot sondajında yekpare kaya yerine yoğun toprak çıkarıldı
Çalışmanın dikkat çeken başlıklarından biri karotlu sondaj sonuçları oldu. Araştırma ekibinde başkan yardımcısı olarak görev yapan Amerikalı araştırmacı Andrew Jones, sondaj sırasında makineden sürekli toprak numunesi çıktığını açıkladı.
Bu durumun, oluşumun tamamen yekpare bir kaya kütlesinden ibaret olduğu yönündeki değerlendirmelerin yeniden ele alınmasına neden olduğu ifade edildi. Bölgede büyük kaya parçalarının da bulunduğu belirtilirken, sondajlardan alınan örneklerin ağırlıklı olarak toprak yapısında olması araştırmacılar açısından yeni bir veri olarak değerlendiriliyor.
Ancak burada bilimsel açıdan önemli bir ayrım bulunuyor. Bir oluşumun toprak ağırlıklı olması tek başına insan yapımı bir yapının varlığını göstermiyor. Doğal jeolojik ve heyelan süreçleriyle oluşmuş bir zeminde de farklı derinliklerde çeşitli toprak ve kaya katmanları bulunabiliyor. Bu nedenle araştırmacılar, sondaj sonuçlarını tek başına yorumlamak yerine radar görüntüleri, jeolojik veriler ve laboratuvar sonuçlarıyla birlikte değerlendirmeyi planlıyor.

Yerin altında “anomaliler” görüldü
Araştırmanın bir diğer önemli ayağını ağustos ayında gerçekleştirilen radar taramaları oluşturdu. Araştırma ekibi, radar görüntülerinin bazı noktalarda çevredeki yapıdan farklı anomaliler gösterdiğini açıkladı. Bu anomaliler, yer altında farklı özellikte nesne veya yapıların bulunabileceğine işaret edebilecek veriler olarak tanımlandı.
Buradaki “anomali” ifadesi özellikle dikkat çekiyor. Bilimsel görüntüleme çalışmalarında anomali, çevresindeki yapıdan farklı bir sinyal veya özellik tespit edilmesi anlamına geliyor. Bu durum doğrudan bir gemi, oda, ahşap parçası ya da insan yapımı yapı bulunduğu anlamına gelmiyor. Radar verilerinin neye karşılık geldiğinin belirlenebilmesi için farklı disiplinlerden elde edilen sonuçların birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Araştırma ekibinin de bu nedenle radar çalışmasının nihai raporunu beklediği belirtiliyor. Ön sonuçların ilgi çekici olduğu ifade edilse de kesin değerlendirme yapılabilmesi için analizlerin tamamlanması gerekiyor.
Toprağın altından çıkan kapkara organik katman inceleniyor
Araştırmanın merak uyandıran bir başka bölümünü ise sondajlarla alınan örneklerde görülen koyu renkli, organik madde bakımından zengin katmanlar oluşturuyor.
Araştırmacılar bu yapının ne olduğunun anlaşılabilmesi için laboratuvar analizlerine başvurmaya hazırlanıyor. Özellikle organik maddelerin içinde olası ahşap kalıntılarının bulunup bulunmadığı ve insan faaliyetleriyle bağlantılı bir materyal olup olmadığı araştırılacak. Daha sonra uygun örneklerde karbon analizleri yapılması planlanıyor.
Prof. Dr. Cenker Atila'nın açıklamalarına göre ekip, numunelerden organik kalıntılar ve olası ahşap parçaları elde edilip edilemeyeceğini araştırıyor. Karbon analizlerinin ise malzemenin yaşına ilişkin bilimsel veri sağlayabilmesi bekleniyor.
Bu aşama, Nuh’un Gemisi iddiası bakımından özellikle önemli görülüyor. Çünkü yalnızca gemiye benzeyen bir arazi şeklinin bulunması, söz konusu oluşumun tarihsel bir gemi kalıntısı olduğunu kanıtlamıyor. Böyle bir iddianın bilimsel olarak desteklenebilmesi için materyalin niteliğinin, yaşının ve oluşumla ilişkisinin birbirinden bağımsız yöntemlerle ortaya konulması gerekiyor.
Yaklaşık bin toprak numunesi laboratuvara gönderildi
2026 saha çalışmalarında yaklaşık 100 ila 150 farklı noktadan toplamda bin civarında toprak numunesi alındığı bildirildi. Numunelerin laboratuvar ortamında ayrıntılı şekilde incelenmesi için Ankara’ya gönderildiği aktarıldı.
Numune yoğunluğunun yüksek tutulmasının temel amacı, yalnızca tek bir noktadan elde edilen bulguya dayanarak sonuca ulaşılmasının önüne geçmek. Farklı derinliklerden ve farklı bölgelerden alınan örneklerin birbirleriyle karşılaştırılması, oluşumun genel yapısına ilişkin daha kapsamlı bir tablo ortaya çıkarabilir.
Laboratuvar sürecinde organik madde miktarı, olası ahşap kalıntıları ve bunların yaşına yönelik incelemelerin yapılması bekleniyor. Elde edilen sonuçların radar ve sondaj verileriyle bir arada değerlendirilmesi planlanıyor.
Kesin sonuç için 2027 baharı işaret ediliyor
Araştırma ekibinden yapılan açıklamalara göre nihai raporun 2027 yılının nisan veya mayıs aylarında tamamlanması hedefleniyor. Bununla birlikte bazı çalışmaların tamamen sonuçlandırılamaması nedeniyle araştırmanın önümüzdeki yıllarda da sürdürülmesinin planlandığı belirtildi.
Dolayısıyla bugün itibarıyla “Nuh’un Gemisi bulundu” şeklinde kesin bir hüküm vermek bilimsel verilerin geldiği aşamanın ötesine geçiyor. Nitekim araştırma ekibinden Andrew Jones da sosyal medya ve bazı yayınlarda ortaya atılan kesin ifadelerin bilimsel çalışmalar tamamlanmadan kullanılmaması gerektiğini dile getirdi.
Anadolu Ajansı Teyit Hattı da son günlerde dolaşıma giren “Nuh’un Gemisi kesin olarak bulundu” iddialarını inceleyerek, mevcut çalışmaların henüz böyle bir sonuca ulaşmadığına dikkat çekti. Proje başkanı Prof. Dr. Cenker Atila'nın açıklamalarında da elde edilen örneklerin ve radar verilerinin analizinin sürdüğü, karbon testlerinin sonuçlarının beklenmesi gerektiği belirtiliyor.
Araştırmanın merkezindeki soru değişmedi
Doğubayazıt'taki Durupınar Formasyonu, 1959'daki keşfinden bu yana şekli nedeniyle Nuh’un Gemisi anlatısıyla ilişkilendirilen en fazla bilinen alanlardan biri olmayı sürdürüyor. Gemiye benzeyen görüntüsü, bölgenin jeolojik özellikleri ve yıllardır devam eden araştırmalar oluşumu kamuoyunun gündeminde tutuyor. Ancak şimdiye kadar yapılan çalışmalar, “bu oluşum Nuh’un Gemisi’dir” sonucunu bilimsel olarak kesinleştirmiş değil.
2026 yılında yürütülen çalışma ise tartışmayı yüzeydeki görüntünün ötesine taşıdı. Radar taramalarında tespit edilen anomaliler, karot sondajları ve yaklaşık bin noktadan alınan toprak örnekleri araştırmacılara yeni veriler sağladı. Bundan sonraki süreçte belirleyici olacak olan ise bu verilerin laboratuvar sonuçlarıyla nasıl örtüşeceği olacak.
Şimdilik Doğubayazıt'taki oluşumun sırrı çözülmüş değil. Bilim insanlarının üzerinde çalıştığı soru ise aynı: Yerin altında bulunan farklı katmanlar ve anomaliler doğal jeolojik süreçlerin sonucu mu, yoksa geçmişte insan eliyle oluşturulmuş bir yapının izlerini mi taşıyor? Bu sorunun yanıtı, laboratuvar analizleri ve nihai bilimsel raporların ardından daha net ortaya çıkacak.




