Türkiye’de 2026-2027 adli yılı başlarken yargı hizmetlerinde dosyaların yalnızca sonuçlanma sayılarına bakıldığı dönemden, gecikmenin nedenini tek tek ortaya çıkarmaya dayalı yeni bir sisteme geçilmesi hedefleniyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ortaya koyduğu yaklaşım doğrultusunda şekillenen “Sıfır Gecikmeli Yargı” modeliyle özellikle uzun süren dava ve soruşturmaların neden beklediği araştırılacak, çözümü yargı makamlarının dışında bulunan sorunlar ilgili kurumlarla birlikte takip edilecek.
Yeni uygulamanın dikkat çeken unsurları arasında Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları ile vatandaşların uzun süren dosyalarla ilgili bildirim yapabileceği Alo Adalet 135 hattı bulunuyor. Adalet Bakanlığı, 135 hizmetinin 1 Eylül 2026 itibarıyla Ankara Batı, İzmir ve Kayseri adliyelerinde pilot olarak başlatılacağını açıkladı.

Yeni adli yılda dosya sayısından önce gecikmenin nedeni izlenecek
Yargı sisteminde bundan sonraki dönemde yalnızca bir mahkemenin yıl içinde kaç dosyayı karara bağladığına ilişkin rakamların yeterli görülmemesi amaçlanıyor. Yeni yaklaşımda, uzun süren her dosyanın kendi koşulları içerisinde incelenmesi ve gecikmenin hangi noktada ortaya çıktığının belirlenmesi öngörülüyor.
Adalet Bakanlığı ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından oluşturulan sistemde; hedef süre, dosyanın yaşı, gecikmenin nedeni ve çözüm için sorumlu kurum gibi başlıkların daha yakından takip edilmesi planlanıyor. Böylece uzun süre bekleyen bir soruşturma ya da dava, genel istatistikler içerisinde kaybolmak yerine ayrı bir takip sürecine alınacak.
Yaklaşımın merkezinde ise gecikmenin her zaman doğrudan hâkim ya da savcının karar verme sürecinden kaynaklanmadığı tespiti bulunuyor. Tebligat işlemleri, bilirkişi raporları, Adli Tıp süreçleri, yakalama kararlarının uygulanması veya başka bir dosyanın sonucunun beklenmesi gibi unsurların da davaların uzamasında etkili olabildiği belirtiliyor.
Ankara Batı'daki tablo yeni model için yol gösterdi
“Sıfır Gecikmeli Yargı” yaklaşımının önemli dayanaklarından biri Ankara Batı adli yargı çevresinde yapılan çalışma oldu. Buradaki soruşturma ve dava dosyaları yaşlarına ve gecikme nedenlerine göre incelendi.
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığındaki 58 bin 716 derdest soruşturmanın 1.382’sinin üç yıl ve daha uzun süredir devam ettiği belirlendi. Bu dosyaların toplam soruşturmalar içindeki payı yüzde 2,3 olarak hesaplandı.
Aynı adli yargı çevresindeki Ankara Batı merkez ile Beypazarı, Kahramankazan, Kızılcahamam ve Nallıhan adliyelerinde bulunan 49 bin 474 hukuk ve ceza davasının 1.227’sinin beş yıl veya daha uzun süredir devam ettiği tespit edildi. Uzun süren bu davaların toplam derdest dava dosyaları içindeki oranı yüzde 2,48 oldu.
Soruşturma ve dava dosyaları birlikte değerlendirildiğinde ise 108 bin 190 dosyanın yaklaşık yüzde 97,6’sının belirlenen sürelerin altında bulunduğu kaydedildi. Bu veriler, gecikmenin bütün yargı sistemine yayılan tek tip bir problemden ziyade, belirli dosyalarda yoğunlaşan ve nedenleri ayrıştırılabilen bir alan olduğunu ortaya koydu.

Geciken davalarda yeni soru sadece ne zaman bitecek olmayacak
Yeni modelin önemli değişikliklerinden biri, uzun süren bir dosyaya ilişkin bakış açısının değiştirilmesi olacak. Bir dosyanın neden sonuçlanmadığının yanında, önündeki asıl engelin ne olduğu ve bu engelin hangi kurumun müdahalesiyle giderilebileceği de araştırılacak.
Örneğin ceza dosyalarında sanığın bulunamaması veya yakalama kararının yerine getirilememesi süreci uzatabilirken, hukuk davalarında bilirkişi incelemeleri, bekletici meseleler ve Adli Tıp raporları gecikmeye neden olabiliyor. Bu nedenle yeni sistemde dosyaya yalnızca mahkeme açısından değil, sürecin bütün halkaları üzerinden bakılması planlanıyor.
Bu yaklaşımın temel amacı, dosyanın kurumlar arasındaki yazışmalar nedeniyle beklemesini önlemek ve gecikmenin kaynağı belirlendiğinde ilgili birimleri doğrudan sürece dahil etmek. Tebligat kaynaklı sorunlarda ilgili birimler, yakalama süreçlerinde kolluk, bilirkişi ve Adli Tıp kaynaklı sorunlarda ise ilgili kurumların devreye girmesi öngörülüyor.
Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları ne yapacak?
Yeni sistemin sahadaki temel mekanizmalarından biri Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları olacak. HSK'nın yayımladığı rehbere göre bu bürolar adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri adalet komisyonları bünyesinde, mülhakat adliyeleri de kapsayacak şekilde oluşturuldu. Büroların amacı yargı hizmetlerinin etkinliğini artırmak, makul sürede yargılanma hakkını güçlendirmek ve yerel düzeydeki sorunların daha sistematik biçimde tespit edilmesini sağlamak.
Bursa Adliyesi de 30 Temmuz 2026 tarihli Bakanlık olurunun ardından kendi bünyesinde Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürosunun faaliyete geçirildiğini duyurdu. Bu durum uygulamanın yalnızca tek bir pilot adliyeyle sınırlı kalmayacağını, yeni yapının farklı adli yargı çevrelerinde kurulmaya başladığını gösteriyor.
Buradaki kritik ayrıntı ise büroların hâkimlerin vereceği kararlara müdahale etmeyecek olması. Sistemde incelenecek konu, davanın nasıl sonuçlanacağı değil; karar verilmesini engelleyen ve hukuken gerekli olmayan bir beklemenin bulunup bulunmadığı olacak.
Alo Adalet 135 dönemi başlıyor
Yeni adli yılın vatandaş açısından en dikkat çekici yeniliklerinden biri de Alo Adalet 135 olacak. Adalet Bakanlığının açıklamasına göre hizmet, 1 Eylül'den itibaren Ankara Batı, İzmir ve Kayseri adliyelerinde pilot olarak kullanılmaya başlanacak.
Vatandaşlar makul süreyi aştığını düşündükleri dava ve soruşturmalarla ilgili bildirimlerini bu kanal üzerinden iletebilecek. Başvurular kayıt altına alınarak Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları tarafından değerlendirilecek ve gecikmenin teknik ya da idari bir nedeninin bulunup bulunmadığı araştırılacak.
Ancak Alo Adalet 135'in bir mahkeme kararını değiştirme veya devam eden bir davanın sonucuna müdahale etme yetkisi bulunmayacak. Sistem, kanun yollarının yerine geçen bir başvuru mekanizması değil; özellikle uzun süren dosyaların görünür hale getirilmesine ve gecikme nedenlerinin erken fark edilmesine yönelik bir geri bildirim kanalı olarak tasarlanıyor.
Amaç yalnızca davaları hızlandırmak değil
Yeni modelde “hızlı yargı” kavramının da farklı yorumlanması dikkat çekiyor. Hedefin yargılamayı aceleye getirmek veya delil toplama gibi zorunlu süreçlerden taviz vermek olmadığı vurgulanıyor.
Adil yargılanma hakkı, savunma hakkı, delillerin eksiksiz toplanması ve kararların niteliği korunurken, yargısal kararın verilmesi açısından gereksiz hale gelen beklemelerin ortadan kaldırılması amaçlanıyor. Bu nedenle model, yalnızca davaların daha kısa sürede bitirilmesine değil, yargılamanın gereksiz duraklamalar yaşamadan ilerlemesine odaklanıyor.
Soruşturmanın başlamasından kararın kesinleşmesine kadar geçen süreç de bu bütüncül anlayış kapsamında değerlendirilecek. Delillerin toplanması, kolluk işlemleri, tebligatlar, bilirkişi raporları ve kanun yolu aşamaları birbirinden kopuk işlemler olarak değil, aynı adalet zincirinin parçaları olarak izlenecek.
Yeni adli yılın ana hedefi gecikmeyi istisna haline getirmek
2026-2027 adli yılıyla birlikte başlatılmak istenen sistemin temel hedefi, uzun süren her dosyayı aynı süre içerisinde sonuçlandırmak değil. “Sıfır Gecikmeli Yargı” anlayışı, hukuken gerekli işlemler nedeniyle oluşabilecek makul süreleri ortadan kaldırmaktan ziyade, önlenebilir ve açıklanamayan beklemelerin önüne geçmeyi hedefliyor.
Bu kapsamda Adalet Bakanlığı, HSK, adalet komisyonları, Cumhuriyet başsavcılıkları, adliye personeli, bilirkişiler, kolluk birimleri, Adli Tıp Kurumu ve diğer ilgili kurumların aynı süreç içerisinde koordineli çalışması planlanıyor. Başlangıçta pilot uygulamalardan elde edilecek verilerin ilerleyen dönemde farklı adli yargı çevrelerinde kullanılacak yöntemlerin oluşturulmasına katkı sağlaması bekleniyor.
Öte yandan yeni adli yıl yalnızca yargı kurumlarının iç işleyişindeki değişikliklerle başlamıyor. Türkiye Barolar Birliği de avukatların dosya ve evrak takiplerini kolaylaştırmayı amaçlayan DavaTek adlı dijital uygulamayı 1 Eylül'de kullanıma açacağını duyurdu. Böylece yeni adli yılın ilk günlerinde hem yargı kurumlarının dosya gecikmelerine odaklanan yeni mekanizmaları hem de hukukçuların dijital iş akışını güçlendirmeye yönelik araçları aynı anda gündeme gelecek.
2026-2027 adli yılı, 20 Temmuz'da başlayan adli tatilin sona ermesinin ardından 1 Eylül 2026'da resmen başlayacak. Yargıtay'da düzenlenecek törenle açılacak yeni dönemde, yargının iş yükünün yanında bu yükün vatandaş üzerindeki zaman maliyetinin de daha yakından izlenmesi bekleniyor.




