Türkiye'nin vergi düzeninde köklü bir sayfa dönüyor. Gelir İdaresi Başkanlığı'nın Resmi Gazete'de yayımladığı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği, on yıllar boyunca sürdürülen bazı muafiyetlere son verirken yatırım ortamını yeniden şekillendirecek teşviklerin de kapısını araladı. Vakıf üniversitelerinin hastanelerinden serbest bölgelerdeki üreticilere, transit ticaretten halka arz eden şirketlere kadar geniş bir yelpazeyi doğrudan etkileyen bu düzenleme, hem kurumlar hem de mali müşavirler için yeni bir dönemin startını verdi.
ONLARCA YILLIK MUAFİYET SONA ERİYOR
Türkiye'deki vergi tarihinin en tartışmalı ayrıcalıklarından biri olan vakıf üniversitesi hastanelerinin kurumlar vergisi muafiyeti, artık geri sayıma geçti. Tebliğe göre vakıf üniversitelerine bağlı olarak faaliyet gösteren hastane, tıp merkezi, poliklinik ve diyaliz merkezi gibi yapıların iktisadi işletme statüsündeki tüm sağlık birimleri, 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren kurumlar vergisi mükellefi olmak zorunda kalacak. Bu tarihten önce söz konusu kurumların vergi dairelerinde mükellefiyet tesis ettirmesi gerekecek. Yıllardır özel hastane sektörünün rekabet eşitsizliği olarak tanımladığı bu durum, yeni düzenlemeyle tarihe karışmış oldu.
ÜRETİCİYE VE ÇİFTÇİYE İNDİRİMLİ ORAN MÜJDESİ
Fabrikasında fiilen üretim yapan ve sanayi sicil belgesine sahip şirketler ile tarlasında zirai faaliyet yürüten işletmeler için vergi yükü önemli ölçüde hafifliyor. Bu kurumların yalnızca üretim ve tarımsal faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlara yüzde 12,5 oranında kurumlar vergisi uygulanacak. Standart kurumlar vergisi oranının yüzde 25 olduğu düşünüldüğünde, bu fark son derece anlamlı bir rakama karşılık geliyor. Söz konusu oran 2027 ve sonrasındaki vergilendirme dönemlerini kapsayacak; 2026 yılı kazançları mevcut uygulama çerçevesinde değerlendirilmeye devam edecek. Tarımsal üreticilerin bu indirimden yararlanabilmesi için ise Çiftçi Kayıt Sistemi kaydına ya da ilgili üretici belgelerine sahip olmaları zorunlu tutuldu.
TRANSİT TİCARETTE NEREDEYSE TAM MUAFİYET
Düzenlemenin belki de en dikkat çekici kalemi, transit ticarete tanınan vergi avantajıdır. Yurt dışından satın alınan malların Türkiye topraklarına hiç girmeksizin üçüncü ülkelere satılması ya da yurt dışındaki alıcı ile satıcı arasında aracılık yapılması yoluyla elde edilen kazançların yüzde 95'i kurumlar vergisinden indirilebilecek. Bu oran, faaliyetin İstanbul Finans Merkezi bünyesinde ya da Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen endüstri bölgelerinde yürütülmesi durumunda yüzde 100'e ulaşıyor; yani tam muafiyet anlamına geliyor. Ancak bu imkândan yararlanabilmek için elde edilen kazancın kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmesi şartı aranıyor.
SERBEST BÖLGELERDEKİ ÜRETİCİLERE DAHA GENİŞ İSTİSNA
Serbest bölgelerde faaliyet gösteren imalatçılar da bu tebliğden kazançlı çıkıyor. Daha önce yalnızca yurt dışına yapılan satışlardan elde edilen kazançları kapsayan istisna, artık aynı serbest bölge içindeki veya diğer serbest bölgelere yönelik satışları da içine alacak şekilde genişletildi. Buna ek olarak, serbest bölgelerde gerçekleştirilen fason üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlar da istisnaya dahil edildi. Düzenlemenin önemli bir sınırı da net biçimde çizildi; Türkiye'deki yerli firmalara yapılan satışlardan elde edilen kazançlar bu muafiyet kapsamına girmiyor.
HALKA ARZ İNDİRİMİNİN SIRALAMASI NETLEŞTİ
Paylarını ilk kez en az yüzde 20 oranında halka arz eden şirketlere tanınan 2 puanlık kurumlar vergisi indirimi, uygulamada sıkça tartışma konusu oluyordu. Tebliğ bu belirsizliği de gidredi. Buna göre hesaplama sırasında önce halka arz indirimi uygulanacak, ardından üretim veya ihracata bağlı diğer indirimler devreye girecek. Bu sıralama sayesinde hem halka arz indiriminden hem de üretim teşviğinden yararlanan şirketler için efektif kurumlar vergisi oranı, standart oranın çok daha altına inebilecek.