SERCAN ENGEREK/MANŞETİZ- Türkiye’nin gözde turizm merkezlerinden Çeşme’de piyasa değeri 240 milyon dolar olan 600 dönümlük hazine arazisinin Güneş Enerji Santrali (GES) projesi dolayısıyla Sabancı Holding ve Enerjisa şirketine devredilecek olmasına tepkiler dinmiyor. Şirketlerin daha önce 49 yıllığına devletten devraldığı arazinin âtıl durumda bekletildiğine dikkat çeken Çeşme Çevre Derneği Çeşme Çevre Derneği (ÇEŞÇEP) Başkanı Dr. Ahmet Güler, “Şirketin, ısrarla Çeşme’nin merkezinde, deniz manzaralı yeni bir araziyi talep etmesinin tek makul açıklaması vardır: Asıl talep edilen şey enerji değil, topraktır. Bu bir enerji yatırımı değil, araziyi ele geçirme operasyonudur” diye tepki gösterdi. Projeye karşı dava açacaklarını duyuran Güler, sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulundu.
İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı Çakabey Mahallesi’nde yer alan doğal SİT statüsündeki tarım arazilerinin üzerine kurulması planlanan GES projesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 29 Temmuz 2026 tarihinde imzaladığı ve 13 Ağustos’ta kamuoyuna “duyuru” adı altında sunduğu kararla, “ÇED olumlu” kararı verdi.
Çeşme’nin göbeğinde ve deniz manzaralı araziye Enerjisa Enerji Üretim Anonim Şirketine ait “Çeşme RES Yardımcı Kaynak Güneş Enerjisi Santrali” projesi kapsamında 9,9897 MWm/MWe kurulu güçte, 5,81 hektarlık bir alana 18 bin 163 güneş paneli konulacak.
Çeşmelilere ait yaklaşık 600 dönümlük hazine arazisinin yüzde 40’ı Sabancı Holdinge, yüzde 40’ı ise Alman EON şirketine ait olan Enerjisa’ya 49 yıllığına GES için tahsis edilecek.
“200 milyon dolarlık bir araziye el konuluyor”
Çeşme Çevre Derneği Çeşme Çevre Derneği (ÇEŞÇEP) Başkanı Dr. Ahmet Güler, projeyi bir enerji yatırımı değil, “bir arazi ele geçirme operasyonu” olarak nitelendirdi.
2 milyon dolarlık bir yatırım karşılığında, 200 milyon dolarlık bir araziye el konulacağını belirten Güler, Sabancı Holding ile Alman EON şirketine ait olan Enerjisa Çeşme’nin merkezinde, deniz manzaralı ve turizm potansiyeli olan 60 dönümlük kamu arazisini 49 yıllığına kullanma hakkı elde edeceğini belirtti.
Arazinin bugünkü rayiç değerinin 200 milyon dolar civarında olduğuna fakat buna karşılık şirketin taahhüt ettiği yatırım bedelinin, resmî belgelere göre sadece 2 milyon dolar olduğunu vurgulayan Güler, “Açık söylüyoruz: 2 milyon dolarlık bir yatırım karşılığında, 200 milyon dolarlık bir araziye el konulmaktadır. Devletin öz malı olan bu toprak, gerçek değerinin yüzde birine bile ulaşmayan bir bedelle, yarım yüzyıla yakın bir süreliğine bir Türk-Alman şirket ortaklığına devredilmektedir. Bu oran, tek başına, bu işin enerji üretimiyle değil, arazi rantıyla ilgili olduğunu ortaya koymaya yetmektedir” dedi.

“Asıl talep edilen şey enerji değil, topraktır”
ÇEŞÇEP Başkanı Ahmet Güler, aynı sahada daha önce faaliyet gösteren, sonradan Sabancı/Enerjisa çatısına geçen rüzgâr enerjisi santraline ait imar planlarının, sit alanının bütünlüğü gözardı edildiği ve kamu yararına aykırı bulunduğu için Danıştay 6. Dairesi tarafından iptal edildiğini hatırlattı.
Güler, şirketin elinde 49 yıllığına tahsisli arazi bulunduğunu ancak bu arazinin kullanılmadığını belirterek şunları söyledi:
“Üstelik bu şirketler topluluğunun Çeşme’deki sicili de temiz değildir. Aynı bölgede, aynı ortaklığın geçmişte EPDK’den 49 yıllığına aldığı sahanın önemli bir bölümü bugün fiilen âtıl durumdadır. Elinde zaten 49 yıllığına tahsisli, kullanılmayan bir arazisi bulunan bir şirketin, ısrarla Çeşme’nin merkezinde, deniz manzaralı yeni bir araziyi talep etmesinin tek makul açıklaması vardır: Asıl talep edilen şey enerji değil, topraktır. Bu karar, yalnızca bir çevre ihlali değil; kamu yararı ilkesinin, halkın katılımı hakkının ve Anayasa'nın 56. ve 63. maddelerinin açık biçimde çiğnenmesidir.”
Dr. Güler, tarım arazisi ve 3. derece doğal sit alanı statüsündeki bir sahanın, İzmir Büyükşehir Belediyesinin olumsuz görüşüne rağmen betonla ve panellerle kaplanmasına izin verilmesinin, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağına dikkat çekti.
Güler, “Bu, Çeşme'nin geleceğinin, halkın iradesinin ve bölge halkının ekmek kapısı olan tarım topraklarının, iki büyük sermaye grubunun ticari çıkarına feda edilmesidir. Devletin öz malı olan bu toprağın, gerçek değerinin çok altında bir bedelle elden çıkarılmasını vatana ihanet muamelesi olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Dava için STK’lere çağrı
ÇEŞÇEP, projeye karşı dava açmaya hazırlanıyor. Dava açma süresi olarak 13 Eylül’ü işaret eden Güler, dava bedeli için sivil toplum kuruluşlarına (STK) çağrıda bulundu:
“ÇEŞÇEP olarak bu kararı hukuk önünde bırakmayacağız. İdare mahkemesinde hem yürütmenin durdurulması hem de kararın iptali istemiyle dava açıyoruz; dava açma süresinin son günü 13 Eylül 2026'dır ve dosyamız hazırdır. Ancak bu davanın bir bedeli vardır; bilirkişi incelemesi, keşif, uzman görüşü ve yargılama giderleri, küçük bir sivil toplum kuruluşunun tek başına karşılayabileceği rakamlar değildir. Çeşme'yi seven, bu değerli arazinin gelecek kuşaklara bırakılması gerektiğine inanan, bu haksızlığı kabul etmeyen her vatandaşı, bu davaya küçük de olsa maddi destek vermeye çağırıyoruz. Destek olmak isteyenler derneğimize ulaşabilir; katkı yapan herkese harcama dökümü şeffaf biçimde sunulacaktır.”





