İstanbul'da bebek hastaları usulsüz sevk ederek ölümlerine neden oldukları ve bu yolla haksız kazanç sağladıkları iddia edilen 62 sanıklı "Yenidoğan Çetesi" davasında mahkeme, tutuklu 10 sanığın serbest bırakılması taleplerini reddetti. Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi, iki saatlik ara kararının ardından tutukluluğun devamına hükmetti; bir sonraki duruşma ise eksikliklerin giderilmesi amacıyla 12 Ekim'e ertelendi.
Türkiye'nin yakın tarihinin en çarpıcı sağlık suçu dosyalarından biri olarak kayıtlara geçen dava, yeniden yoğun güvenlik önlemleri eşliğinde görüldü. Duruşma, sanık ve avukat sayısının fazlalığı nedeniyle mahkeme salonuna sığmadığından adliyenin konferans salonuna taşındı. Küçücük bebeklerin hayatının tehlikeye girdiği iddianame, bugün de kamuoyunun gündeminde en ağır yerini korumaya devam etti.
ÖLÜMLERE NEDEN OLAN İDDİA: KİM, NEREDE, NASIL?
Soruşturma dosyasına göre şüpheliler, İstanbul'daki çeşitli devlet hastanelerinde görev yapan sağlık çalışanlarından oluşuyor. Bu kişilerin, acil tedaviye muhtaç yenidoğan bebekleri, önceden anlaştıkları özel hastanelerin yenidoğan yoğun bakım ünitelerine usulsüz biçimde sevk ettikleri öne sürülüyor. İddianamede, söz konusu sevklerin tıbbi gereklilik gözetilmeksizin yapıldığı ve organizasyonun arkasında ciddi bir ticari ilişki ağının bulunduğu belirtiliyor. En ağır iddia ise bu usulsüz sevklerin bir kısmının bebeklerin ölümüyle sonuçlandığı yönünde.
Çetenin nasıl işlediğine dair ortaya konan tablo son derece rahatsız edici. Sağlık sisteminin en savunmasız halkalarından biri olan yenidoğan acil servisleri, iddialara göre rant kapısına dönüştürülmüş; bebekler ise bu düzenin faturasını hayatlarıyla ödemiş.

SAVUNMA CEPHESİNDEN "ÇELİŞKİ" ARGÜMANI
Tutuklu sanıklardan Hakan Doğukan Taşçı'nın avukatı Hande Yücedağ, duruşmada dosya üzerindeki hukuki değerlendirmesini kamuoyuyla paylaştı. Yücedağ, dosya içeriğindeki bilirkişi raporlarında dikkat çekici tutarsızlıklar bulunduğunu ileri sürdü. Özellikle "Serdarova bebeği" olarak anılan vakaya ilişkin raporun kendi içinde çelişkiler barındırdığını vurgulayan avukat, mevcut koşullarda tutukluluk kararlarının sürdürülmesinin hukuken savunulamaz olduğunu belirterek müvekkili Taşçı'nın beraatini talep etti.
Bir diğer tutuklu sanık Rıza Keykubat adına kürsüye çıkan avukat Simay Maraşlı da benzer bir savunma hattı izledi. Maraşlı, müvekkilinin iddianamede yer alan eylemlerle doğrudan ilişkilendirilmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etti ve Keykubat'ın tahliyesini istedi.
İKİ SAATLİK BEKLEME, DEĞİŞMEYEN KARAR
Savunma avukatlarının açıklamalarının tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti, ara kararını hazırlamak için iki saatlik bir değerlendirme arası verdi. Kapalı kapılar ardında sürdürülen bu değerlendirme süreci, salon dışında bekleyen avukatlar ve sanık yakınları arasında gergin bir atmosfer yarattı.
Heyetin geri dönerek ara kararını açıklamasıyla birlikte beklenen karar netleşti: Tutuklu sanıkların tamamının tutukluluğu, mevcut delil durumu ve suçun niteliği gerekçesiyle sürdürülecek. Mahkeme ayrıca dosyadaki bazı eksikliklerin tamamlanmasına karar vererek bir sonraki duruşmayı 12 Ekim'e erteledi.
62 SANIK, BİNLERCE SAYFA DOSYA
Dava, Türkiye'de bugüne kadar görülmüş en kapsamlı sağlık suçu davalarından biri olma özelliğini taşıyor. Altmış iki sanığın yargılandığı dosya; doktor, hemşire ve idari personelden oluşan geniş bir şüpheli listesini kapsıyor. Aylarca süren soruşturma kapsamında pek çok sağlık çalışanı gözaltına alınmış, özel hastaneler mercek altına alınmış ve sistemin nasıl işlediğine dair kapsamlı bir iddia zinciri oluşturulmuştu.
Dava, yalnızca hukuki boyutuyla değil, Türkiye'deki özel sağlık sisteminin işleyişine yönelik toplumsal sorgulamaları da beraberinde getirmesi bakımından kamuoyunun yakın takibinde olmaya devam ediyor. 12 Ekim duruşmasında tanık ifadeleri ve eksik belgelerin mahkemeye sunulması bekleniyor.



