Yaz, sinema için yalnızca bir mevsim değil; kimi zaman başlı başına bir karakterdir. Güneşin denize vurduğu o altın ışık, uzayan akşamların getirdiği savurganlık hissi, bilmediğin bir sokakta yürürken omuzlarına çöken o tuhaf özgürlük duygusu — bunların hepsi, sinemacıların defalarca başvurduğu ve her seferinde bambaşka bir biçime büründürdüğü ham maddelerdir. Bu hafta sekiz film önerisinden oluşan liste, yaz atmosferini en yoğun biçimde işleyen yapımları bir araya getiriyor; ama uyarı şimdiden gelsin: bu filmlerden bazıları sizi güldürmek yerine rahatsız etmek için güneşi arka fon olarak kullanıyor.

Yaz Film 1

YUNAN ADALARINDAN BİR MÜZİKAL COŞKU

Listenin en tanıdık ismi şüphesiz Phyllida Lloyd imzalı Mamma Mia!. 2008 yapımı film, annesinin geçmişindeki üç erkeği düğününden önce Yunanistan'ın masmavi adalarına davet eden genç bir kadının hikâyesini ABBA şarkılarıyla örüyor. Skopelos'un beyaz badanalı duvarları önünde Meryl Streep, Amanda Seyfried, Pierce Brosnan, Colin Firth ve Stellan Skarsgård'dan oluşan ensemble kadrosu, filmin ne mantık ne de dramatik derinlik aradığını açıkça ortaya koyuyor — ve bu onun en büyük gücü. Film, ritme ve güneşe teslim olmayı bilen seyirciye hâlâ güvenli bir hafta sonu limanı sunuyor.

Mamma Mia!

Aynı romantik komedi damarını, ama daha geç bir dönemde ve çok daha yıldızlı bir kadroyla işleyen yapım ise 2022 tarihli Ticket To Paradise. Ol Parker'ın yönettiği filmde Julia Roberts ve George Clooney, yıllar önce boşanmış ve birbirine tahammülü kalmamış bir eski çifti canlandırıyor. Kızlarının Bali'de tanıştığı biriyle evlenme kararı alması, bu iki karakteri aynı cephede istemeden de olsa buluşturuyor. Çekimlerin büyük bölümü Avustralya'da gerçekleştirilmiş olsa da filmin tropikal görüntüleri, iki yıldız arasındaki doğal uyumla birleşince yaz sinemasının sunabileceği en rahat deneyimlerden birini ortaya koyuyor.

Ticket To Paradise (2022)

GÜNEŞİN ALTINDA KARARAN HİKÂYELER

Yaz mevsiminin sinema hafızasında yalnızca neşeyle yazılmış bir yeri yok. Anthony Minghella'nın 1999 yapımı The Talented Mr. Ripley, İtalya'nın güneşli Positano kıyılarını romantizmin değil, giderek kararan bir kimlik buhranının fonu olarak kullanıyor. Varlıklı Dickie Greenleaf'i Amerika'ya döndürmek için görevlendirilen Tom Ripley, kısa sürede başkasının hayatına, ayrıcalıklarına ve kişiliğine bu denli yakın olmayı arzulamaya başlıyor. Matt Damon, Jude Law, Gwyneth Paltrow ve Cate Blanchett'ın oynadığı film, bir tatil kartpostalının gerisinde saklı psikolojik bir gerilim inşa ediyor.

The Talented Mr. Ripley (1999)

Günübirlikçilerin bilmediği en sakin Ege ve Akdeniz koyları hangileri? 2026 yaz rehberi
Günübirlikçilerin bilmediği en sakin Ege ve Akdeniz koyları hangileri? 2026 yaz rehberi
İçeriği Görüntüle

Benzer bir karanlığı çok daha çağdaş ve bedensel bir atmosferle işleyen Luca Guadagnino imzalı A Bigger Splash ise 2015'te geldi. Pantelleria Adası'nda geçen filmde ünlü bir rock yıldızı ve sevgilisinin tatili, eski bir arkadaşın ve gizemli kızının damak tadıyla sürükleyici bir gerginliğe dönüşüyor. Tilda Swinton'ın sessizliği, Ralph Fiennes'ın tükenmez enerjisi ve Dakota Johnson'ın mesafeli varlığı, Guadagnino'nun neredeyse boğucu bir yaz sıcaklığı yaratmasına olanak tanıyor. Tatil görüntülerinin altında başka bir şeyin kaynadığını hissedenlere seslendiği açık.

A Bigger Splash (2015)

KADINLIK, KAYIP VE YAZIN SAKİN YÜZÜ

Carla Simón'un 2017 tarihli Estiu 1993 adlı filmi, listenin en sessiz ve belki de en içten yapıtı. Yönetmenin kendi çocukluğundan izler taşıyan bu otobiyografik drama, anne ve babasını kaybettikten sonra Katalonya kırsalındaki akrabalarının yanına taşınan altı yaşındaki Frida'nın bir yazını anlatıyor. Simón, büyük dramatik kırılmalar yaratmak yerine bir yazlık evin gündelik ritmine odaklanmayı tercih ediyor; bahçe oyunları, aile yemekleri, çocuklar arasındaki küçük kıskançlıklar ve henüz tam olarak dile getirilemeyen bir kayıp duygusu. Laia Artigas'ın son derece doğal performansıyla film, ağırlıklı olmadan duygusal kalabilen bir yaz hikâyesine dönüşüyor.

Estiu 1993 (2017)

SAHİL KENARINDA KARARSIZLIK ÜZERİNE BİR FRANSIZ MASALI

Éric Rohmer'nin Dört Mevsim Masalları serisinin yaz halkasını oluşturan A Summer's Tale, Fransa'nın Bretagne kıyısındaki Dinard'da geçiyor. 1996 yapımı filmde Gaspard adlı genç adam, görüşmeyi beklediği Léna'yı beklerken Margot ile tanışıyor; ardından Solène'in de hikâyeye dahil olmasıyla kendini üç ayrı ilişki ihtimali arasında buluyor. Rohmer, büyük romantik jestlere değil sahil yürüyüşlerine, uzun sohbetlere ve yazın insanlara verdiği o geçici özgürlük duygusuna bakıyor. Melvil Poupaud'nun canlandırdığı Gaspard'ın sürekli değişen niyeti, filmi klasik bir yaz aşkından çok modern kararsızlık üzerine eğlenceli ve oldukça tanıdık bir portreye çeviriyor.

A Summer’s Tale (1996)

CENNET ADALARINDA DAĞINIK HAYATLAR

Hawaii, sinema tarihinde genellikle cennet metaforuna büründürülmüş ve sorunların geride bırakıldığı bir varış noktası olarak konumlandırılmıştır. Alexander Payne'in 2011 tarihli The Descendants adlı filmi bu varsayımı ters yüz ediyor. Kauai'nin doğasını arka plana alan yapım, eşinin geçirdiği ciddi kazanın ardından uzun süredir uzak kaldığı kızlarıyla yeniden ilişki kurmaya çalışan Matt King'in hikâyesini anlatıyor. George Clooney, alışılmış karizmatik imajından uzaklaşarak yorgun ve çaresiz bir baba rolüne bürünüyor. Film En İyi Uyarlama Senaryo Oscar'ını da kazanmış olup Hawaii'nin kartpostal güzelliğini bir dekor olarak değil, karakterlerin içsel dağınıklığıyla tezat kuran dramatik bir unsur olarak kullanıyor.

The Descendants (2011)

Listenin en esprili Hawaii ziyareti ise Nicholas Stoller imzalı Forgetting Sarah Marshall'a ait. 2008 yapımı filmde uzun süreli ilişkisinin bitmesinden sonra toparlanmak için adaya giden Peter Bretter, otelde eski sevgilisiyle ve onun yeni rock yıldızı sevgilisiyle yüz yüze geliyor. Jason Segel'in hem yazdığı hem de başrolünü üstlendiği yapım, ayrılık temini klasik romantik komedi kalıplarına sıkıştırmak yerine absürt ve kendinliğinden ödün vermeyen bir mizah anlayışıyla işliyor. Kristen Bell, Mila Kunis ve Russell Brand'in de yer aldığı kadroyla film, Oahu sahillerinin güneşini sırtına alarak hafif ama hiç de yüzeysel olmayan bir seyir sunuyor.

Forgetting Sarah Marshall (2008)

Kaynak: HABER MERKEZİ