KENAN YEŞİL/MANŞETİZ- Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) Ağustos ayı olağan meclis toplantısında konuşan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmelerin sanayi üzerindeki etkilerini değerlendirdi. İzmir ve Ege Bölgesi’nin Türkiye’nin üretim ve ihracat kapasitesi açısından stratejik konumuna dikkat çeken Diren, küresel rekabet düzeninin hızla değiştiğini belirterek Türkiye’nin yeni döneme hazırlanması gerektiğini söyledi.

“Ege, Türkiye’nin üretim geleceği açısından çok önemli”

Ege Bölgesi’nin yalnızca güçlü bir sanayi havzası olmadığını belirten Diren, tarım, sanayi, limanlar, ihracat, üniversiteler, girişimcilik ve yenilenebilir enerjinin bölgede birbirini tamamladığını söyledi.

İzmir ve Ege’nin Türkiye’nin Avrupa’ya açılan üretim kapılarından biri olduğunu ifade eden Diren, burada yürütülen tartışmaların yalnızca bölgesel değil, Türkiye’nin üretim geleceği açısından da önem taşıdığını dile getirdi.

Diren, konuşmasının temel sorusunu ise “Türkiye, enflasyonu kalıcı biçimde düşürürken sanayisini nasıl ayakta tutacak; aynı zamanda yeni küresel rekabet düzenine kendini nasıl hazırlayacak?” sözleriyle ifade etti.

Tüsi̇ad Başkan 2

“Enflasyonla mücadeleden vazgeçemeyiz”

Türkiye ekonomisinin son üç yıldır makroekonomik dengelenme ve istikrar arayışında olduğunu belirten Diren, bu sürecin temel koşulunun enflasyonla mücadele olduğunu söyledi.

Ekonomi programının tamamen terk edilmesini değil, eksik kalan reform ve sanayi politikası ayağının tamamlanmasını savunan Diren, para ve maliye politikalarının tek başına yeterli olmadığını dile getirdi.

Diren, enflasyonun şirketlerin planlama ufkunu kısalttığını, yatırım iştahını zayıflattığını ve finansman maliyetlerini artırdığını belirterek, “Enflasyonla mücadeleden vazgeçemeyiz. Fakat yalnızca talebi baskılayan araçlarla ilerlemek, sanayi üzerindeki baskıyı uzatır” dedi.

Sanayide büyüme alarmı

Sanayinin büyüme performansındaki yavaşlamaya dikkat çeken Diren, haziran itibarıyla sanayinin 12 aylık ortalama büyüme hızının yüzde 1,8’e gerilediğini söyledi. Uzun vadede yaklaşık yüzde 5 seviyesinde seyreden büyüme oranının 2023 sonrasında yüzde 2’nin altına indiğini belirten Diren, bunun sanayinin daha düşük bir büyüme patikasına yerleştiğini gösterdiğini söyledi.

İlk çeyrekte sanayide daralma yaşandığını, ikinci çeyrekte ise sınırlı bir iyileşme görüldüğünü kaydeden Diren, büyümenin önemli bölümünün savunma sanayiinden geldiğini, savunma sanayii dışarıda bırakıldığında imalat sanayinin geneline yayılan güçlü bir performanstan söz etmenin zor olduğunu dile getirdi.

İç talepte de reel daralma yaşandığını belirten Diren, kart harcamaları, otomobil ve hafif ticari araç pazarı ile beyaz eşya üretim ve satışlarındaki gelişmelerin bu tabloyu ortaya koyduğunu ifade etti.

“Rekabet gücümüz son 10 yılın en düşük düzeylerinde”

İhracatta da Türkiye’nin arzu edilen ivmeyi yakalayamadığını ifade eden Diren, 2025 yılında ihracatın yüzde 4,5 arttığını, 2026’nın ilk yedi ayında ise artışın yüzde 3,4 seviyesinde kaldığını söyledi. Aynı dönemde dış ticaret açığının yüzde 8,2 genişlediğine dikkat çeken Diren, hacim bazında ihracatın daraldığını belirtti.
İhracat rekabetçiliğinin yalnızca ürünün katma değeriyle ölçülemeyeceğini vurgulayan Diren, ara malı, enerji, işgücü ve finansman maliyetlerinin de belirleyici olduğunu söyledi.

Bu kapsamda TÜSİAD tarafından hazırlanan Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksine değinen Diren, endeks sonuçlarının Türkiye’nin ihracat pazarlarında ciddi rekabetçilik kaybı yaşadığını gösterdiğini belirtti.

Diren, “Bu yılın ilk çeyreğinde maliyet bazlı rekabet gücümüz son on yılın en düşük düzeylerinde kaldı. Bir önceki çeyreğe göre rekabet gücünü artırabilen tek sektör ana metal sanayii oldu. Son beş yılda ise bütün sektörler rekabet gücü kaybetti” diye konuştu.

GDZ Elektrik açıklandı: İzmir’de 1-2 Eylül tarihlerinde dev elektrik kesintisi! İşte ilçe ilçe tam liste
GDZ Elektrik açıklandı: İzmir’de 1-2 Eylül tarihlerinde dev elektrik kesintisi! İşte ilçe ilçe tam liste
İçeriği Görüntüle

Yüksek teknolojide Türkiye, OECD’nin gerisinde

Türkiye’nin teknoloji yoğun üretime geçişinde de sorunlar bulunduğuna dikkat çeken Diren, emek yoğun sektörlerin küçülme baskısı altında olduğunu, savunma sanayii dışında imalatın geneline yayılan güçlü bir teknoloji atılımının henüz gerçekleşmediğini söyledi.

Yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracattaki payının yaklaşık yüzde 3,5 olduğunu belirten Diren, OECD ortalamasının ise yüzde 21 düzeyinde bulunduğunu ifade etti.

Diren, Türkiye’nin artık yalnızca fiyat üzerinden rekabet etmek yerine “değer yarışına” geçmesi gerektiğini söyledi.

Tüsi̇ad Başkan 3

“Sanayiye kısa vadede nefes alanı lazım”

Sanayinin yeşil dönüşüm, dijitalleşme, Ar-Ge, teknoloji ve nitelikli insan kaynağı alanlarında dönüşmesi gerektiğini belirten Diren, ancak şirketlerin günlük faaliyetlerini ve işletme sermayelerini çevirmekte zorlandığı bir ortamda dönüşümün yalnızca bir “ödev listesi” olarak sunulamayacağını ifade etti.

Bu nedenle sanayinin kısa vadede nefes almasına, orta vadede ise kamu ve özel sektörün ortak hedefler doğrultusunda hareket etmesine ihtiyaç olduğunu belirten Diren, genel ve kontrolsüz bir parasal gevşeme istemediklerini vurguladı.

Diren, reel sektörün likidite ve işletme sermayesi ihtiyacının ele alınması, ihracat siparişlerinin finanse edilmesi ve kayıtlı istihdamın korunması gerektiğini söyledi.

Desteklerin verimlilik, ihracat, teknoloji, enerji tasarrufu ve kayıtlı istihdam gibi ölçülebilir performans kriterlerine bağlanması gerektiğini belirten Diren, “Başarıyı kullandırılan kaynakla değil; verimlilik, ihracat, teknoloji, enerji tasarrufu ve kayıtlı istihdam etkisiyle ölçmeliyiz” dedi.

“Gümrük Birliği modernize edilmeli”

Konuşmasının önemli bölümünü Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine ayıran Diren, AB ile ilişkilerin artık yalnızca dış politika konusu olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Türkiye’nin Gümrük Birliği ve 30 yılda oluşan entegre üretim ağları sayesinde Avrupa değer zincirlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Diren, Gümrük Birliği’nin teknik ve önkoşulsuz biçimde modernize edilmesi çağrısını yineledi.

Modernizasyonun yalnızca ticaret engellerinin kaldırılması anlamına gelmediğini ifade eden Diren; hizmetler, kamu alımları, tarım, yatırımlar, dijital ekonomi ve yeşil dönüşümü kapsayan yeni bir ekonomik bütünleşme çerçevesine ihtiyaç olduğunu söyledi.

AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının Türkiye açısından asimetri oluşturduğunu belirten Diren, bu yapısal sorunun daha fazla ertelenmemesi gerektiğini kaydetti.

“Türkiye Made in Europe kapsamına dahil edilmeli”

Diren, Avrupa’nın yeni sanayi politikası kapsamında şekillenen “Made in Europe” yaklaşımına da dikkat çekti.

Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden doğan derin bütünleşme düzeyinin tanınması gerektiğini belirten Diren, Türkiye’nin “Made in Europe” kapsamına açık biçimde dahil edilmesini istedi.

Otomotivden makineye, çelikten kimyaya, tekstilden gıdaya kadar Türkiye ile Avrupa’nın birbirini tamamlayan üretim ağlarının parçası olduğunu ifade eden Diren, Türkiye otomotiv ekosisteminin AB otomotiv üretimine yaklaşık 6,8 milyar avro katma değer sağladığını söyledi.

Yeşil ve dijital dönüşüm vurgusu

Yeşil ve dijital dönüşümün artık sanayi açısından ayrı projeler olarak ele alınamayacağını belirten Diren, bu iki alanın pazar erişimi, maliyet yapısı ve verimliliğin temel unsurları haline geldiğini söyledi.

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, emisyon ticareti, ürün standartları ve sürdürülebilir finansman kriterlerinin şirketlerin rekabet gücünü doğrudan etkileyeceğini belirten Diren, yeşil dönüşümün bir maliyet değil, yeni bir rekabet stratejisi olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrifikasyon, atık yönetimi, döngüsel ekonomi ve temiz üretim yatırımlarının hızlandırılması gerektiğini belirten Diren, organize sanayi bölgelerinin enerji, lojistik ve dijital altyapılarının da güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

“Yapay zekayı üretimin tamamına yaymalıyız”

Dijital dönüşümde yapay zeka, otomasyon, robotik, veri analitiği, dijital ikizler ve siber güvenliğin önemine dikkat çeken Diren, bu dönüşümün yalnızca büyük şirketlerle sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi.

Yapay zekanın üretim planlamasından kestirimci bakıma, kalite kontrolden enerji yönetimine kadar üretim zincirinin tamamında kullanılması gerektiğini belirten Diren, dönüşümün insan kaynağı boyutunun da ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti.

Diren, “Teknolojiyi insanın yerine koyan değil, insanın üretkenliğini ve yaratıcı kapasitesini artıran bir dönüşüm tasarlamalıyız” dedi.

İzmir ve Ege öncü model olabilir”

İzmir ve Ege Bölgesi’nin Türkiye’nin sanayi dönüşümünde öncü bir model oluşturabilecek potansiyele sahip olduğunu belirten Diren, bölgede üretim kültürü, ihracat deneyimi, üniversiteler, liman bağlantıları, yenilenebilir enerji potansiyeli ve girişimci bir ruh bulunduğunu söyledi.

Bu birikimin daha yüksek teknoloji, daha güçlü markalar, daha fazla verimlilik ve Avrupa ile daha derin entegrasyonla buluşturulması gerektiğini vurgulayan Diren, Türkiye’nin yeni rekabetçilik gündeminin makro istikrar ile üretim dönüşümünü aynı çerçevede ele alması gerektiğini ifade etti.

“Artık yalnızca dayanıklılık yetmez”

Konuşmasının sonunda Türkiye sanayisinin zor dönemlerden geçme konusunda güçlü bir deneyime sahip olduğunu belirten Diren, yeni dönemde yalnızca dayanıklılığın yeterli olmayacağını söyledi.

Diren, “Çevikliği stratejiyle, üretim gücünü teknolojiyle, girişimciliği kurumsal kapasiteyle birleştirmeliyiz” diye konuştu.

Muhabir: KENAN YEŞİL