İzmir’de balıkçılığın geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahdet Ünal, balıkçılığın yalnızca balık stokları açısından değil, gıda, istihdam, ekonomi ve kültürel miras açısından da büyük önem taşıdığını söyledi. Ünal, denizel ekosistemin korunması ve balık stoklarının sürdürülebilirliği için bilimsel verilere dayalı, katılımcı ve bütüncül bir yönetim anlayışının uygulanması gerektiğini vurguladı.
Balıkçılık sürdürülebilir olmazsa ne olur?
Balıkçılığın sürdürülemez hale gelmesinin yalnızca balıkların azalmasına yol açmayacağını belirten Prof. Dr. Ünal, ekonomik ve sosyal sonuçların da ortaya çıkabileceğini söyledi.
Ünal, “Balıkçılık sürdürülemez hale geldiğinde biten sadece balıklar olmaz. Ekonomik, sosyal ve çevresel sonuçlar çok daha büyük ve yıkıcı olabilir. Zira sürdürülebilir balıkçılık sadece balıkları korumak değildir; gıdayı, istihdamı, ekonomiyi, kıyı topluluklarını, kültürel mirası ve sağlıklı deniz ekosistemlerini geleceğe taşımaktır” dedi.
Dünyadan çarpıcı balıkçılık örneği
Dünyadaki balıkçılık krizlerine ilişkin Kanada örneğini veren Ünal, morina stoklarının çökmesinin balıkçıların yanı sıra balıkçılığa bağlı ekonomik faaliyetleri de etkilediğini belirtti.
Prof. Dr. Ünal, “Dünyada bunun çarpıcı örnekleri var. Kanada’nın Atlantik kıyılarında morina stoklarının çökmesi ve 1992’de uygulanan moratoryum, on binlerce insanın geçim kaynağını kaybetmesine neden oldu. Kanada hükümeti büyük ölçekli destek programlarını uygulamaya geçirdi. Kriz, balıkçıların yanı sıra balıkçılığa bağlı geniş bir ekonomik ağı da etkiledi. Diğer yandan balık stoklarının azalması, denizel besin ağlarını ve ekosistemlerin işleyişini bozabilir. Biyolojik çeşitliliğe, ekosistem hizmetlerine ve kıyı topluluklarının yaşam kalitesine zarar verebilir. Ayrıca balık, önemli bir hayvansal protein ve gıda kaynağıdır. Stokların azalması, özellikle balıkçılığa bağımlı kıyı topluluklarında gıda güvencesini tehdit edebilir” ifadelerini kullandı.
Balık stoklarını tehdit eden faktörler
Balık stoklarının karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çeken Prof. Dr. Ünal, aşırı ve yasadışı avcılık, kirlilik ve ıskarta oranlarının yanı sıra yanlış yönetimin de önemli bir sorun olduğunu belirtti.
Ünal, “Dünya Gıda ve Tarım Örgütü FAO, balıkçılığın ve balık stoklarının korunmasının önündeki en büyük tehditleri aşırı ve yasadışı avcılık, kirlilik ve ıskarta oranlarının fazlalığı olarak sıralasa da ben bunlara çok önemli bir tehdidi daha ekliyorum; yanlış veya kötü yönetim. Balıkçılık yönetimi karmaşık, çok disiplinli ve zorlu bir iştir. Bu konudaki literatür başarıdan çok başarısızlık hikayeleriyle doludur” dedi.
Doğru avlanmanın 5 şartı
Doğru avlanma prensiplerinin önemine dikkat çeken Ünal, avcılığın hassas habitatlar dışında, üreme dönemleri gözetilerek ve çevre dostu araçlarla yapılması gerektiğini belirtti.
Prof. Dr. Ünal, “Doğru avlanma; doğru yerde (hassas habitatlar haricindeki avlak alanlarında), doğru zamanda (üreme dönemi haricinde), doğru av araçlarıyla (çevre dostu), doğru boyutlarda (eşeysel olgunluğa erişmiş, en az bir kere yumurta bırakmış boyda) ve doğru miktarda (belirlenen kotalar sınırında) avlanmakla olur. Bu bağlamda, av aracı ve minimum av boyu düzenlemeleri önemlidir fakat tek başına yeterli değildir. Deniz koruma alanları oluşturulması, etkili koruma kontrol hizmetleri geliştirilmesi ve kapsamlı bir balıkçılık yönetim planı hazırlanması şarttır” diye konuştu.
Balık tüketiminde besin değeri öne çıkıyor
Balığın önemli bir protein kaynağı olduğunu belirten Prof. Dr. Ünal, özellikle yağlı balıkların D vitamini ve omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olduğunu ifade etti.
Ünal, “Balık iyi bir protein kaynağıdır. Bildiğiniz gibi protein; kasların, dokuların ve enzimlerin yapımı ve yenilenmesi için gereklidir. Özellikle yağlı balıklar, D vitamini ve omega-3 yağ asitleri bakımından daha zengindir. D vitamini kemik sağlığı ve bağışıklık sisteminin normal işlevleri açısından önem taşırken, B12 vitamini sinir sistemi ve kan hücrelerinin normal işlevlerine katkıda bulunur. Benim favorim sardalya ama deniz ürünlerinin her biri ayrı bir lezzet içerir” dedi.
Tüketiciye tazelik ve hijyen uyarısı
Balıkçılar, kooperatifler, tüketiciler ve kamu kurumlarının sürdürülebilir balıkçılık konusunda sorumlulukları bulunduğunu belirten Ünal, tüketicilerin balık alırken tazelik ve hijyen koşullarına dikkat etmesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Ünal, “Balıkçıların, kurallara uyup balıklarını tutmaları ve kooperatifleri aracılığıyla karar alma süreçlerine dahil olmaları yeterli. Ayrıca gerektiğinde veri paylaşımı ve iş birliğine açık olmaları sürdürülebilir balıkçılığı çok olumlu etkiler. Tüketicilere düşen görev ise hangi balığı, ne zaman, hangi boyutta tüketeceklerini bilmektir. Tüketiciler tazelik ve hijyen konusunu önemsemeli, balıklarını bu koşulları sağlayan güvendikleri bir yerden almaya dikkat etmelidir. Ege kıyılarında birçok su ürünleri kooperatifi balık mezatı organize etmektedir. İmkânı olanlar, balık mezatlarına gidip o günün balığını alabilirler. Bu işler bir parça merak ve balık-balıkçılık-deniz kültürünü tanımakla keyif halini alır. Kamu kurumlarına da önemli görevler düşüyor. Yapmaları gereken, bilimsel çalışmaları dikkate alan, katılımcı ve bütüncül bir yönetim yaklaşımı benimsemektir” diye konuştu.





