KARDELEN BAŞOL/MANŞETİZ - Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre Türkiye'de görülen kızamık vakaları 2025 yılına göre 4 kat artarak 877'ye ulaştı. Kızamık hastalığının yükselişi hakkında konuşan Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak göç, aile hekimliği sistemi, aşılama konusu ve yerli aşı üretimi hakkında açıklamalarda bulundu.
Unutulan hastalıklar geri dönüyor
Türkiye'de uzun yıllar yürütülen aşılama çalışmaları sayesinde neredeyse sıfır seviyelerine gelen ve yok olmaya yakın olan kızamık vakalarının son yıllarda yaşanan artış hakkında "endişe verici" yorumunu yapan Başkan Doğruyol, "Türkiye'de aşılama hizmetlerinden dolayı yıllar önce kızamık vakaları neredeyse sıfır noktasındayken, bugün itibarıyla 2025 yılında 219, 2026 yılında da 877 kızamık vakasının uluslararası sağlık örgütlerine bildirilmiş olması, ülkemizde unutulan hastalıkların tekrardan hortladığı manasına gelmektedir" dedi.
Hastalıkları göç mü tetikliyor?
Hastalığın artış nedenlerinden birinin göç hareketleri olabileceğini öne süren Doğruyol, "Bu unutulan hastalıkların tekrardan zirve yapmasının sebeplerinden bir tanesi de ülkemize gelen göçmenlerdir. Başta Suriyeliler olmak üzere diğer ülkelerden gelen göçmenlerle beraber ülkemizde unutulan hastalıklar tekrar zirve yapmış ve yapmaktadır" ifadelerini kullandı.

"Çözüm koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi"
Başta kızamık olmak üzere, tüm bulaşıcı hastalıklarla mücadelenin çözüm yolunun koruyucu sağlık hizmetleri olduğunu dile getiren Doğruyol, aile hekimlerini işaret etti.
Aile hekimlerinin üstlendiği kritik görev hakkında konuşan Doğruyol, "Bununla ilgili yapılacak önlem de koruyucu sağlık hizmetlerinin en iyi şekilde uygulanmasıdır. Ülkemizde koruyucu sağlık hizmetlerini aile hekimlerimiz uygulamaktadır. Aile hekimlerimizin aşılama hizmetlerini dört dörtlük vermesi gerekmektedir ancak bu hizmet için üzerlerindeki baskının bir an önce azaltılması gerekiyor. Bizim aile hekimliğindeki uygulamamız daha çok tedavi edici, muayene edici hizmetler üzerine dönüşmektedir. Buradaki sevk zinciri uygulanarak aile hekimlerimizin doğal olarak koruyucu sağlık hizmetlerine yoğunlaşması gerekmektedir" dedi.
"Sağlık bakanlarımız başarılı değil!"
Koruyucu sağlık hizmetlerinin yalnızca sayısal veriler üzerinden değerlendirilmesini eleştiren Doğruyol, "Bizim sağlık bakanlarımız zaman zaman koruyucu sağlık hizmetlerini açıklayarak '2023 yılında şu kadardı, 2024'te bu kadar oldu, başarılıyız' gibi ifadeler kullanmaktadır. Hiçbir sağlık bakanı koruyucu sağlık hizmetlerinin sayılarıyla övünemez. Asıl başarı, bulaşıcı hastalıkların önlenmesiyle ölçülebilir. Sağlık bakanlarının övüneceği temel sağlık kriteri koruyucu sağlık hizmetleridir. Şu an bulaşıcı hastalıklar her geçen gün artarak devam ediyorsa sağlık sistemimizde bir sıkıntı vardır. Sağlık bakanlarımız başarılı değildir, başarısızdır" ifadelerini kullandı.

Aşı karşıtlığı modası (!)
Son yıllarda özellikle pandemi sonrasında sosyal medya üzerinden yayılan aşı karşıtlığı ile ilgili de konuşan Doğruyol, çocukluk çağı aşıları ile pandemi döneminde alel acele bulunup mecburiyete bağlanmış aşıların birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Doğruyol, "Dünyaca kabul edilmiş olan aşılarla ilgili aşı karşıtlığı yapmanın çok da gereği yoktur. Kızamık, kızıl, çocuk felci gibi dünyanın kabul ettiği aşılar bunlardır. Aşı karşıtlığı daha çok pandemi döneminde önümüze çıktı. Şu an itibarıyla da kısmen de olsa pandemi dönemindeki COVID aşıları konusunda aşı karşıtlarının haklılık paylarının olduğu görünmektedir. Ama bunu söylerken çocuk felci, kızıl ve kızamık gibi aşılardan bahsetmiyoruz. Pandemide bu çok alelacele oldu. O aşıların yapılmasıyla ilgili süreçler tamamlanmadan tüm dünyada uygulandı ve kısmen haklılık payları evet var ancak yüzyıllardır uygulanan ve artık oturmuş aşıları sorgulamanın bir anlamı kesinlikle yok" açıklamasında bulundu.
"Resmen aşı dilendik! Hıfzıssıhha merkezleri yeniden açılmalı!"
Türkiye'nin yeniden kendi aşısını üretebilecek altyapıya kavuşması gerektiğini belirten Doğruyol, "Ülkemizde daha önce Hıfzıssıhha merkezlerimiz vardı. Bu merkezler aşı üretmekteydi. Hıfzıssıhha merkezlerimiz kapatıldı. Pandemi döneminde de yaşadığımız gibi diğer dünya ülkelerinden resmen aşı dilendik." diyerek ithal edilen aşılara tepki gösterdi.
Doğruyol, "Şu an itibarıyla ülkemize gelen aşılar ithal olarak gelmektedir. Hindistan'dan, Pakistan'dan, Çin'den ve farklı ülkelerden geliyor. Oysa ki biz bu aşıları kendi ülkemizde üretebiliriz. Cumhuriyet'in ilk yıllarında kurulan Hıfzıssıhha merkezlerinin yeniden açılması ve geliştirilmesi gerekiyor" dedi.

"Milli aşı stratejik bir zorunluluktur"
Aşı ve ilaç üretiminin yalnızca ekonomik açıdan değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Doğruyol, yerli üretimin stratejik önem taşıdığını, "Eğer Hıfzıssıhha merkezlerimiz pandemi döneminde açık olmuş olsaydı bırakın aşı ithal etmeyi, belki de dünyaya aşı ihraç etmiştik. Bunların kapatılmasının faturasını ülke olarak çok ağır ödedik" sözleri ile açıkladı.
Doğruyol, "Aşı stratejik bir konudur. İlaç stratejik bir konudur. Aşıda ve ilaçta kar-zarar hesabı yapamazsınız. Belki ithal ettiğiniz aşıyı 5 liraya alıyorsunuzdur ama kendi ülkemizde 10 liraya mal edilse bile kendi aşımızı tercih etmek zorundayız. Çünkü olağanüstü bir durumda, savaşta ya da pandemide bunları temin etmekte zorlanıyoruz. Kuş gribinde de, domuz gribinde de bunu yaşadık. Milli aşı üretilir ve kullanılırsa çok daha isabetli olacaktır" değerlendirmesinde bulundu.





