Mantık, Matematik ve Felsefe Ulusal Sempozyumu, ikinci gününde de farklı disiplinlerden akademisyenleri Efes Selçuk’ta buluşturdu.
Selçuk Efes Kent Belleği’nde düzenlenen programda zaman, ölüm, politik özgürlük, şüphe, bilgi, sezgi ve belirsizlik kavramları farklı düşünürlerin yaklaşımları üzerinden ele alındı.

Ökten: “Hayatın içindeyken ölümün de içindeyiz”
Sempozyumun ikinci günü, Prof. Dr. Kaan H. Ökten’in “Var Olmak Ramakta Olmaktır: Kesin Sonun Belirsizliği Üzerine” başlıklı sunumuyla başladı.
Ökten, zaman, ölüm ve insan hayatının sınırlılığı üzerine değerlendirmelerde bulundu. Zamanın yalnızca saatle ölçülen bir süre olmadığını belirten Ökten, insanın geleceğe doğru ilerlemesiyle zamanın anlam kazandığını ifade etti.
Ölümün yalnızca hayatını kaybeden kişi açısından değil, geride kalanlar açısından da eksiklik ve yokluk anlamına geldiğini belirten Ökten, insan ömrünün sanıldığından daha kısa olduğuna dikkat çekti.
Montaigne’in düşüncelerine de değinen Ökten, insanın yaşadığı her günün aynı zamanda ölüme doğru ilerlemek anlamına geldiğini belirterek “Hayatın içindeyken ölümün de içindeyiz” düşüncesini vurguladı. Ökten, “ramak” kavramı üzerinden ölümün insana her zaman yakın olduğunu anlattı.

Arda Telli: “Belirsizlik yeni politik olanakların zemini olabilir”
Araştırma Görevlisi Arda Telli, “Belirsizlikte Eylemek: Hannah Arendt ve Politik Özgürlük” başlıklı sunumunda belirsizlik temasını politik felsefe ve güncel toplumsal sorunlar üzerinden değerlendirdi.
Hannah Arendt’in düşüncesinden hareket eden Telli, politik sistem içerisindeki belirsizliğin öngörülemezlik ve politik eylem açısından bir alan oluşturabileceğine dikkat çekti.
Çoğulluk, özgürlük ve öngörülemezlik arasındaki ilişkiyi ele alan Telli, belirsizliğin yalnızca bir sorun olarak mı görülmesi gerektiğini, yoksa yeni politik olanakların ortaya çıkabileceği bir zemin oluşturup oluşturamayacağını tartıştı.
Doğanay: “Belirsizlik yeni bir hakikat arayışının başlangıcı olabilir”
Atatürk Üniversitesi Felsefe Bölümü Türk-İslam Düşünce Tarihi Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Vildan Doğanay ise sunumunda Gazali’nin yaşadığı şüphe krizini ve bu sürecin oluşturduğu epistemik arafı belirsizlik kavramı üzerinden ele aldı.
Gazali’nin şüphe krizinin yalnızca zihinsel değil, fiziksel sonuçlarının da bulunduğunu belirten Doğanay, bu sürecin Gazali’nin mesleğini bırakmasına ve uzun bir sorgulama dönemine girmesine neden olduğunu anlattı.
Gazali’nin el-Munkız mine’d-Dalâl adlı eserinden hareket eden Doğanay, arafı eski durumun yitirildiği ancak yeni olana henüz ulaşılamayan bir eşik olarak tanımladı. Belirsizliğin insanı yıkıma ve eylemsizliğe sürükleyebileceği gibi yeni bir hakikat arayışının başlangıcı da olabileceğine dikkat çekti.

Banu Ok: “Kesinlik bilgiyi, belirsizlik düşünmeyi mümkün kılıyor”
Banu Ok, Henri Bergson’un sezgicilik anlayışı ve bilginin sınırlarını belirsizlik kavramı üzerinden değerlendirdi.
Bergson’un bilimin gerçekliğin tamamını gösterip gösteremeyeceğine ilişkin yaklaşımından hareket eden Ok, zekânın ölçülebilen ve sınıflandırılabilen gerçeklikleri anlamada önemli bir araç olduğunu, ancak sürekli değişen ve oluş halindeki gerçekliği kavramak için sezgiye de ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Bergson’un “süre” kavramına da değinen Ok, zamanın yalnızca ölçülebilen bir akıştan ibaret olmadığını, sürekli oluş ve değişim içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Ok, “Kesinlik bilgiyi mümkün kılar, belirsizlik ise düşünmeyi mümkün kılar” diyerek iki alan arasında kalan “araf”ın bilginin yeniden sorgulanmaya başladığı bir alan olduğunu dile getirdi.

Katılımcılardan sempozyuma teşekkür
Sempozyumun ikinci gününe katılan akademisyenler, Efes Selçuk’ta farklı disiplinleri bir araya getiren organizasyondan duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Okan Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi Bahar Ok, farklı disiplinlerden akademisyenlerle bir araya gelmenin değerli olduğunu belirterek, “Efes Selçuk halkının bu tarz organizasyonlara çok ilgili olduğunu gördüm. Bu hem akademik anlamda hem de düşünme, sorgulama, eleştirme anlamında bizleri çok mutlu etti. Çok güzel bir organizasyon. Böyle bir organizasyona ev sahipliği yaptıkları için Efes Selçuk Belediyesi’ne de teşekkür ediyoruz” dedi.
Araştırma Görevlisi Dr. Vildan Doğanay da sempozyumun ilham veren ve zihin açıcı konuların ele alındığı keyifli bir buluşma olduğunu belirterek emeği geçenlere teşekkür etti.

İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Araştırma Görevlisi Armağan Gülhas ise iki gündür Efes Selçuk’ta olduklarını belirterek, “Efes Selçuk’un dokusunda ve bu güzel mekânda bu sempozyumu gerçekleştirmek ve buraya katılmak, dahil olmak oldukça keyifliydi” ifadelerini kullandı.
Mantık, Matematik ve Felsefe Ulusal Sempozyumu, farklı disiplinlerden akademisyenleri ve düşünce dünyasına ilgi duyan katılımcıları Efes Selçuk’ta buluşturmaya devam ediyor.




