Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin şekillendiği Erzurum Kongresi, tarih kitaplarının satır aralarında kalan olağanüstü fedakarlıklara ve derin siyasi krizlere sahne oldu. 1919 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında Erzurum'da bir araya gelen Milli Mücadele kadrosu, yalnızca işgalci güçlere karşı değil; aynı zamanda şiddetli bir yokluğa, bürokratik engellere ve içerideki umutsuzluğa karşı da büyük bir savaş verdi. Askerlikten istifa ederek sivil hayata "sine-i millet" parolasıyla dönen Mustafa Kemal Paşa'nın emanet bir takım elbiseyle kongreye katılması, "hemşehri" tartışmalarıyla aşılmaya çalışılan bürokratik engeller ve manda fikrinin tarihe gömülmesi, tam bağımsızlık ateşinin nasıl yakıldığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Erzurum Kongresi 4

Sine-i millete dönüş ve emanet kıyafetle gelen liderlik

Milli Mücadele'nin en kritik kırılma noktalarından biri, 8-9 Temmuz 1919 gecesi Erzurum'da yaşandı. İngilizlerin baskısı ve Osmanlı Hükümeti'nin geri çağırma kararlarına direnerek resmi görevinden ve askerlik mesleğinden istifa eden Mustafa Kemal Paşa, o gece artık bir sivildi. Ancak bu tarihi kararın sabahında aşılması gereken çok pratik bir sorun ortaya çıktı: Paşa'nın Erzurum'a gelirken yanında getirdiği hiçbir sivil kıyafeti yoktu.

Tarihi kongreye askeri üniformayla katılması söz konusu olamayacağı için acil bir çözüm arayışına girildi. Dönemin Erzurum Valisi Münir (Akkaya) Bey'in dolabından sivil bir takım elbise bulundu. O yılların toplumsal adabına göre başı açık gezmek saygısızlık kabul edildiğinden, emekli bir memurdan da kullanılmış, rengi hafif solmuş bir fes ödünç alındı. Çanakkale'de destan yazan Anafartalar Kahramanı, Türkiye'nin kaderini değiştirecek o tarihi kongre salonuna, omuzlarına bol gelen emanet bir ceket ve ödünç alınmış bir fesle giriş yaptı. Bu çarpıcı tablo, bağımsızlık yürüyüşünün hangi maddi imkansızlıklar içinde başladığının en net belgesi olarak tarihe geçti.

Erzurum Kongresi 3

"Hemşehri değilsin" krizi ve tarihi fedakarlık

Kongrenin toplanma aşamasında kapalı kapılar ardında yaşanan hukuki ve siyasi kriz, adeta yeni bir ülkenin doğuş sancılarını yansıtıyordu. Erzurum Kongresi, tüzüğü gereği bölgesel bir toplantıydı ve yalnızca Doğu illerinden seçilmiş delegelerin katılımına açıktı. Selanik doğumlu olan Mustafa Kemal ile İstanbul'dan gelen Rauf (Orbay) Bey'in kongreye resmi olarak katılabilmesi için asil delege statüsünde olmaları şarttı.

Sürecin tıkanması üzerine Erzurum delegelerinden Cevat Dursunoğlu ve emekli binbaşı Kazım Yurdalan tarihi bir sorumluluk üstlenerek delegelik haklarından feragat ettiler. Onların istifasıyla boşalan koltuklara Mustafa Kemal ve Rauf Orbay kaydedildi. Ancak siyasi gerilim bununla sınırlı kalmadı. Bazı yerel delegeler, doğumlu olmayan birinin kongreye başkanlık etmemesi gerektiğini savunarak gizli bir muhalefet hareketi başlattı. Yürütülen bu yoğun kulislere ve itirazlara rağmen yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşa kongre başkanı seçilmeyi başardı ve bölgesel başlayan bu hareketi ulusal bir kurtuluş mücadelesine dönüştürdü.

Erzurum Kongresi 2

Manda fikrine karşı yükselen ses: "Ya istiklal ya ölüm"

Erzurum Kongresi'nin resmi tutanaklarına dahi tam yansımayan en şiddetli tartışmalar, "Manda ve Himaye" meselesi etrafında şekillendi. Kongreye katılan delegelerin önemli bir kısmı, çökmüş bir imparatorluğun ardından tek başına ayakta kalmanın imkansız olduğuna inanıyor, İngiliz işgalinden kurtulmanın tek gerçekçi yolunun Amerikan veya İngiliz mandasına girmek olduğunu savunuyordu.

Sürücüler dikkat! TBMM’den geçti: 3 kez yapanın ehliyeti anında iptal edilecek!
Sürücüler dikkat! TBMM’den geçti: 3 kez yapanın ehliyeti anında iptal edilecek!
İçeriği Görüntüle

Bu karamsar atmosfere ve diplomatik koruma arayışlarına karşı Mustafa Kemal Paşa çok sert bir duruş sergiledi. Bağımsızlığın ulusun karakteri olduğunu vurgulayan Paşa, yabancı bir devletin himayesine girmeyi doğrudan kölelik olarak nitelendirdi. Oturumlar boyunca sergilenen bu sarsılmaz irade ve kesintisiz ikna çabaları sonucunda, Kurtuluş Savaşı'nın temel manifestosu olan o kesin hüküm metne yazıldı: "Manda ve himaye kabul olunamaz."

Erzurum'un karanlık gecesinde yazılan Cumhuriyet manifestosu

Tüm bu yoklukların, siyasi çekişmelerin ve umutsuzlukların ortasında, kongrenin sona erdiği 7-8 Ağustos 1919 gecesi yaşanan bir olay, Mustafa Kemal'in zihnindeki büyük vizyonu ortaya koyuyordu. Sabaha karşı yakın çalışma arkadaşı Mazhar Müfit'i (Kansu) odasına çağıran Paşa, ondan elindeki deftere tarihi bir not düşmesini istedi.

Mustafa Kemal, o karanlık gecede sırasıyla şu maddeleri yazdırdı: Zaferden sonra hükümet biçiminin Cumhuriyet olacağı, Padişah ve Hanedanlık hakkında zamanı gelince gereken yasal işlemin yapılacağı ve medeni milletler gibi şapka giyileceği. Henüz ortada düzenli bir ordu, kurtarılmış bir vatan ve bağımsız bir devlet yokken yazdırılan bu maddeler, Mazhar Müfit'in bile gülümseyerek "hayal" olarak nitelendirdiği hedeflerdi. Ancak Erzurum'un dondurucu ve umutsuz gecesinde o deftere düşülen notların tamamı, sadece birkaç yıl içinde Türkiye Cumhuriyeti'nin inşasında birer birer gerçeğe dönüşecekti.

Kaynak: HABER MERKEZİ