SERCAN ENGEREK/MANŞETİZ- Çorlu tren kazası, Türkiye'de altyapı güvenliği, kamu liyakati ve adalet arayışının simge davalarından biri olarak tarihe geçmiş durumda.

Uzunköprü-Halkalı seferini yapan yolcu treni, 8 Temmuz 2018 tarihinde Tekirdağ'ın Çorlu ilçesine bağlı Sarılar Köyü yakınlarında raydan çıkarak devrildi.

362 yolcunun bulunduğu trenden geriye, yedi çocuk ve 18 vatandaşın hayatını kaybettiği, 317 kişinin ise yaralandığı bir facia tablosu kaldı.

Kazanın ardından geçen yıllarda acılı ailelerin adalet arayışı, Türkiye gündeminin ilk sıralarından hiç düşmedi.

25 canı hayattan koparan Çorlu tren katliamı, ailelerin adliye kapılarında dövülüp sanık yapıldığı, skandal bilirkişi raporlarına karşı tırnaklarıyla kazıdığı bir adalet mücadelesine dönüştü. Bölge müdürlerine çıkan ceza acıları dindirmedi! Gözler şimdi Yargıtay ve asıl olarak da siyasilerde!

‘DOĞAL AFET’ Mİ, İHMAL Mİ?

Kazanın yaşandığı gün bölgede yoğun bir sağanak yağış etkili olmuştu. Ulaştırma Bakanlığı ve ilk resmî açıklamalar kazanın “aşırı yağışa bağlı olarak rayların altındaki menfezin toprak kaymasıyla boşalması” sonucu yaşandığını, yani bir doğal afet olduğunu savundu.

Ancak daha sonra hazırlanan bilirkişi raporları acı bir gerçeği ortaya koydu:

Kazanın yaşandığı menfezin hizmet ömrünü tamamladığı ve gerekli tahkimat işlerinin yapılmadığı belirlendi. Rayların altındaki dolgunun boşalmasını fark edecek hiçbir yol bekçisi ya da düzenli hat denetim mekanizması o gün devrede değildi.

Bilirkişi raporlarında TCDD altyapı yönetimi asli kusurlu bulundu. Kazanın ani bir hava muhalefetinden değil, meteorolojik uyarıların dikkate alınmamasından ve liyakatsiz denetim süreçlerinden kaynaklandığı tescillendi.

25 canı hayattan koparan Çorlu tren katliamı, ailelerin adliye kapılarında dövülüp sanık yapıldığı, skandal bilirkişi raporlarına karşı tırnaklarıyla kazıdığı bir adalet mücadelesine dönüştü. Bölge müdürlerine çıkan ceza acıları dindirmedi! Gözler şimdi Yargıtay ve asıl olarak da siyasilerde!

SORUMLULAR HESAP VERDİ Mİ?

Hayatını kaybedenlerin yakınları, özellikle oğlu Oğuz Arda Sel'i kaybeden anne Mısra Öz ve diğer aileler, yıllarca adliye kapılarında, meydanlarda “Adalet nöbeti” tuttu.

“Sorumlular sadece alt kademedeki memurlar olamaz, üst yönetim de yargılanmalı” talebiyle yürütülen mücadele uzun bir yargılama sürecine sahne oldu.

Nisan 2024’te Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde tarihi bir karar çıktı. Mahkeme, aralarında üst düzey bölge yöneticilerinin de bulunduğu dokuz sanığa toplamda 108 yıl hapis cezası verdi.

TCDD 1. Bölge Müdürü Nihat Aslan: 15 yıl, TCDD 1. Bölge Demiryolu Bakım Müdürü Mümin Karasu 17 yıl 6 ay hapis, Demir Yolu Bakım Müdürü Turgut Kurt 16 yıl 3 ay, diğer sanıklara da 8 yıl ile 10 yıl arasında değişen hapis cezaları aldı.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin sanıklara verdiği hapis cezalarını oy birliğiyle “hukuka uygun” bularak onadı.

25 canı hayattan koparan Çorlu tren katliamı, ailelerin adliye kapılarında dövülüp sanık yapıldığı, skandal bilirkişi raporlarına karşı tırnaklarıyla kazıdığı bir adalet mücadelesine dönüştü. Bölge müdürlerine çıkan ceza acıları dindirmedi! Gözler şimdi Yargıtay ve asıl olarak da siyasilerde!

GERÇEK SORUMLULAR YARGILANMADI

Hapis cezaları adalet arayışında önemli bir adım olarak görülse de kazada ölenlerin yakınları kararı adaletsiz buldu.

Aileler, dönemin TCDD Genel Müdürü ve Ulaştırma Bakanı gibi en üst düzey siyasi ve bürokratik isimlerin soruşturma kapsamına alınmamış olmasından ötürü tepkili.

Kararın ardından dosya nihai karar için Yargıtay’a taşındı.

Çorlu tren faciasının ardından ailelerin yürüttüğü mücadele, Türkiye hukuk tarihine en uzun soluklu, en dirençli ve en çok ses getiren toplumsal adalet arayışlarından biri olarak geçti.

Aileler sadece adliye koridorlarında değil; sokaklarda, Meclis kapısında ve sosyal medyada da büyük bir hak mücadelesi verdiler.

25 canı hayattan koparan Çorlu tren katliamı, ailelerin adliye kapılarında dövülüp sanık yapıldığı, skandal bilirkişi raporlarına karşı tırnaklarıyla kazıdığı bir adalet mücadelesine dönüştü. Bölge müdürlerine çıkan ceza acıları dindirmedi! Gözler şimdi Yargıtay ve asıl olarak da siyasilerde!

ADALET NÖBETLERİ VE HUKUKİ ENGELLER

Kazanın hemen ardından adli süreç başlasa da ailelerin karşısına ilk andan itibaren ciddi bürokratik ve hukuki duvarlar örüldü.

Aileler, kazanın sorumlularının korunmaya çalışıldığını ve davanın üstünün örtülmek istendiğini savunarak eylemler başlattı. Çorlu Adliyesi önünde her duruşma öncesinde ve sonrasında Çorlu Adliyesi önünde bir araya gelerek pankartlar ve kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarıyla nöbet tuttular.

Yerel mahkemelerden ve savcılıktan istedikleri sonucu alamayan aileler, seslerini duyurabilmek için Ankara’ya yürüyerek Anayasa Mahkemesi (AYM) önünde de adalet nöbeti başlattılar.

Ailelerin adalet arayışı süreç boyunca hem fiziksel müdahalelerle hem de hukuki baskılarla karşılaştı.

Soruşturmanın başında savcılık, TCDD’nin üst düzey yöneticileri (Genel Müdür ve altındaki bazı daire başkanları) ile siyasi sorumlular hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı” (takipsizlik) kararı verdi. Aileler yıllarca bu karara itiraz etmekle, sorumluların kapsamının genişletilmesi için dilekçeler vermekle uğraştı.

25 canı hayattan koparan Çorlu tren katliamı, ailelerin adliye kapılarında dövülüp sanık yapıldığı, skandal bilirkişi raporlarına karşı tırnaklarıyla kazıdığı bir adalet mücadelesine dönüştü. Bölge müdürlerine çıkan ceza acıları dindirmedi! Gözler şimdi Yargıtay ve asıl olarak da siyasilerde!

SORUMLULARI YARGILATMAYA ÇALIŞIRKEN SANIK DURUMUNA DÜŞTÜLER

Ankara'da, Anayasa Mahkemesi önünde basın açıklaması yapmak isteyen ailelere ve avukatlarına polis sert müdahalede bulundu. Hayatını kaybedenlerin anneleri ve yakınları yerlerde sürüklendi, dövüldü.

Çorlu adliyesi önünde ve Ankara'daki eylemlerde polise direndikleri veya kamu görevlilerine hakaret ettikleri gerekçesiyle, başta oğlu Oğuz Arda'yı kaybeden anne Mısra Öz olmak üzere birçok aile yakınına ve avukatlarına davalar açıldı.

Gölette ölü olarak bulundu
Gölette ölü olarak bulundu
İçeriği Görüntüle

Mısra Öz, mahkeme heyetine yönelik eleştirileri nedeniyle “kamu görevlisine hakaret” suçundan para cezasına çarptırıldı. Aileler sanık sandalyesindeki sorumluları yargılatmaya çalışırken, kendileri sanık durumuna düştü.

BİLİRKİŞİ SKANDALLARI

İlk hazırlanan bilirkişi raporlarında imzası olan bazı profesörlerin, kazanın sorumlusu olan TCDD ile ticari/danışmanlık ilişkileri olduğu ortaya çıktı.

Ailelerin ve avukatların yoğun itirazları ve deşifre etmeleri sonucunda bu bilirkişiler değiştirildi ve yeni bir rapor hazırlatıldı. Kazanın seyrini değiştiren de bu ısrar oldu.

Altı yıl süren “Adalet nöbetleri” ve hukuki baskılara karşı direnç, Nisan 2024'te TCDD'nin bölge müdürleri düzeyindeki üst yöneticilerinin ilk kez hapis cezası almasıyla sonuçlandı.

Ancak aileler için bu mücadele henüz bitmedi; hâlâ dönemin üst düzey bürokrat ve siyasilerinin de hâkim karşısına çıkacağı günü bekliyorlar.

25 canı hayattan koparan Çorlu tren katliamı, ailelerin adliye kapılarında dövülüp sanık yapıldığı, skandal bilirkişi raporlarına karşı tırnaklarıyla kazıdığı bir adalet mücadelesine dönüştü. Bölge müdürlerine çıkan ceza acıları dindirmedi! Gözler şimdi Yargıtay ve asıl olarak da siyasilerde!

ÖZEL: ADALET, KUSURU BULUNAN HERKESİN HESAP VERMESİYLE SAĞLANIR

Çorlu tren katliamının sekizinci yılı dolayısıyla mesaj yayımlayan CHP lideri Özgür Özel, hayatını kaybeden 25 yurttaşı rahmetle anarken, “Adalet; ihmali, sorumluluğu ve kusuru bulunan herkesin hesap vermesiyle sağlanır” dedi.

Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Özgür Özel, hayatını kaybedenleri andı. Özel, paylaşımında şunları kaydetti:

“Çorlu Tren Katliamı’nda yitirdiğimiz 25 yurttaşımızı rahmetle anıyorum. Acıları ilk günkü kadar taze olan ailelerin tek talebi adalettir. Adalet; ihmali, sorumluluğu ve kusuru bulunan herkesin hesap vermesiyle sağlanır. Vicdanları rahatlatacak gerçek bir adalet sağlanana kadar ailelerin haklı mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz.”

Muhabir: SERCAN ENGEREK