İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun siyasi kariyerini hedef alan çoklu dava sürecinde kritik bir gelişme yaşandı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri Cezaevi kampüsü önünde yaptığı çarpıcı açıklamada, İmamoğlu’nun "casusluk", "diploma" ve "İBB" suçlamalarıyla aynı gün hakim karşısına çıkarıldığı davaların ilk celsesinde savunma yapmayacağını duyurdu. Özel, bu kararın yargılamanın aceleye getirilerek savunma hakkının kısıtlanmasına bir tepki olduğunu belirterek, asıl hukuki hesaplaşmanın Ağustos ayındaki ikinci celsede yaşanacağını kamuoyuna ilan etti.
SİLİVRİ'DE SANDALYE ÜZERİNDEN VERİLEN MESAJ
Günün erken saatlerinde, adaletin tecelli etmesi beklenen Silivri'de alışılmışın dışında bir siyasi sahne kuruldu. CHP lideri Özgür Özel, kalabalığa ve basına sesini duyurabilmek için bir sandalyenin üzerine çıkarak süreci değerlendirdi. Bu sıradışı görüntü, aslında içeride yaşanan olağanüstü hukuki sıkışmışlığın bir yansıması olarak yorumlandı. Özel'e göre, bir siyasetçinin aynı gün içerisinde hem casusluk hem evrakta sahtecilik hem de yolsuzluk gibi birbirinden tamamen bağımsız ve ağır suçlamalarla yargılanması hukuki bir tesadüf değildi. Bu durumu davanın ciddiyetini "gürültüye getirme" ve "değersizleştirme" çabası olarak nitelendiren ana muhalefet lideri, iktidarın aslında kararı çoktan verdiğini ve mahkeme salonunda söylenecek sözlerin kağıt üzerinde bir anlam taşımadığını dikte etmeye çalıştığını savundu. Ancak Özel'in bu iddiaya karşı duruşu netti: İmamoğlu’nun savunma hakkı ne pahasına olursa olsun gasp edilemeyecekti.

İLK CELSEDE BOYKOT, AĞUSTOS'TA BÜYÜK YÜZLEŞME
Davanın seyrine dair en stratejik açıklama, savunma takviminin ifşa edilmesiyle geldi. İddianamelerde yer alan suçlamaların somut delillerden yoksun olduğunu ve dosyaya sunulan itirafçıların bile yalan beyanlardan dönerek helallik arayışına girdiğini belirten Özel, mahkemenin savunma makamını dar bir zamana hapsetmeye çalıştığını açıkladı. Mahkeme heyetinin ayın dokuzuna kadar tüm savunmaların alelacele bitirilmesini dayattığını belirten CHP lideri, İmamoğlu'nun bu zoraki takvime boyun eğmeyerek birinci celsede söz almayacağını duyurdu. Özel'in ifadeleriyle, yargı süreci ne kadar hızlandırılmak istenirse istensin, asıl fırtına Ağustos ayında kopacak. İkinci celse açıldığında Ekrem İmamoğlu, tüm iddiaları kökünden çürütecek, yalanları mahkeme heyetinin ve kamuoyunun yüzüne okuyacak kapsamlı bir savunma gerçekleştirecek.
SUÇLAMALARIN PERDE ARKASI: ADAYLIK KORKUSU
Özgür Özel'in konuşmasının en çarpıcı bölümlerinden biri, bu üç ayrı davanın hukuki bir arayıştan ziyade siyasi bir mühendislik projesi olduğunu anlattığı kısımdı. Yüksek Seçim Kurulu'nun diploma şartını yalnızca cumhurbaşkanı adaylığı süreçlerinde aradığını hatırlatan Özel, diploma davasının doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın muhtemel en güçlü rakibini masadan kaldırma operasyonu olduğunu vurguladı. Casusluk suçlamasını, İmamoğlu'na yapıştırılmak istenen önceki lekelerin tutmamasına ve iktidarın çaresizliğine bağlayan Özel, İBB davasını ise İstanbul'u üst üste üç kez kazanan bir siyasi aktörden duyulan derin korkunun dışavurumu olarak özetledi. İktidarın, "İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır" gerçeğiyle yüzleşmekten kaçındığı için acilen bir siyasi yasak kararı çıkarma peşinde olduğu iddia edildi.

YOL, YOLCUDAN ULUDUR: NİHAİ HEDEF İKTİDAR DEĞİŞİMİ
Tüm bu hukuki ve siyasi cenderenin ortasında Özel, muhalefetin vizyonunu şahısların ve tartışmaların çok ötesine taşıyan bir manifesto sundu. Adaylık tartışmalarına ve isimler üzerinden yürütülen yıpratıcı spekülasyonlara noktayı koyan CHP Genel Başkanı, demokratik yürüyüşlerinin kişilere değil, iktidar hedefine kilitlendiğini ilan etti. Sürece felsefi bir derinlik katan Özel, yolun yolcudan bile ulu olduğunu, önemli olanın kimin aday gösterileceği değil, hedefe varılıp varılmayacağı olduğunu belirtti. İmamoğlu, Mansur Yavaş ya da bir başka ismin cumhurbaşkanı olmasının sadece bir araç olduğunu ifade eden Özel, asıl ve tek hedefin Erdoğan iktidarını sonlandırarak değişimi sağlamak olduğunun altını çizdi. Silivri Cezaevi önünden yükselen bu ses, sadece devam eden yargılamalara bir itiraz değil, yaklaşan büyük siyasi mücadelenin de en net ilanı olarak kayıtlara geçti.



