İzmir

Mutlak butlan değil kurtuluş planı konuşulmalı: "Örgütsüz olan kimse güvende değildir"

Üst üste gelen "mutlak butlan" kararını değerlendiren TİP İzmir İl Başkanı Orhan Kiper, yaşananları doğrudan siyasal bir müdahale olarak nitelendirdi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin ardından Anavatan Partisi hakkında da "mutlak butlan" kararı verilmesi, sol siyasetin de ana gündem maddelerinden biri haline geldi. Türkiye İşçi Partisi (TİP) İzmir İl Başkanı Orhan Kiper, Manşetiz Gazetesi’ne yaptığı açıklamalarda, yargı eliyle yürütülen bu operasyonların toplumsal muhalefeti hedef aldığını savundu. Avukat Orhan Kiper, meselenin hukuki boyutunun ötesine geçtiğini belirterek çarpıcı tespitlerde bulundu.

"Asıl suç bu kara düzeni yaratan saray rejimindedir"

Sadece İzmir il örgütü olarak değil TİP olarak da konuya dair net bir duruş sergilediklerini belirten Orhan Kiper,

"En başta AK Parti kendinden başka herkeste bir suç arıyor. Ve bunun altını çizmekte fayda var. Biz asıl suçun bu kara düzeni yaratan saray rejiminin varlığında olduğunu düşünüyoruz." dedi.

Yaratılan sürecin sonuçlarına değinen Kiper,

"Saray rejimi, kendine rakip olabilecek bir toplumsal muhalefeti dağıtacak, burada bir umutsuzluk yaratacak, siyasete dair, siyaset yapmaya dair olan inancın yitirilmesine sebep olabilecek bir yol izliyor. Bu yolu izlerken de elbette en başta da önüne koyduğu şey; toplumsal muhalefetin bir bütün olarak hareket edebilmesine yönelik yapılan bir müdahale olduğunu düşünüyoruz." ifadelerini kullandı.

"Seçmen iradesi sadece sandığa gitmekten ibaret değil"

Gelişmelerin tek tek partilerin iç sorunu gibi yansıtılmasının yanlış olduğunu savunan TİP İzmir İl Başkanı, yargının siyasallaşma düzeyine vurgu yaptı. Seçmen iradesinin sadece sandığa gitmekten ibaret olmadığını belirten Kiper,

"CHP'ye atıf yapılan mutlak butlan tartışmasından beri dediğimiz şey bu. Kararların bir parti içi tartışma olarak ele alınmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu tartışmalar büyük oranda artık siyasallaşmış yargının doğrudan, açık ve seçik bir şekilde, herhangi bir hukuki gerekçe dahi göstermeden yaptığı doğrudan bir siyasal müdahale halinde artık karşımıza çıkıyor. Daha da ötesi hani bir seçmen iradesi dediğimiz kavram —yani demokrasinin asli unsurlarından biri— sadece bir kişinin gidip oy atması değil. Kendi partisinde veya herhangi bir Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, genel seçimlerinde oy atması değil, bir bütün olarak aslında onun iradesinin her zaman temsil edilebilmesidir. Şu an ne genel seçimlerde ne de bir siyasi partiye, hatta bir derneğe, hatta bir sendikaya üye olan bir kişinin iradesinin hiçbir anlamı yok artık. Bütün yetki, söz, karar ve irade genel olarak saray rejiminde diyebiliriz." şeklinde konuştu.

"Hukukçular olarak olayların hukuki kısmını tartışmayı bıraktık"

Kiper,

"Ben de bir avukatım aynı zamanda. Biz partili avukatlarımızla bu meselenin hukuki yönlerine dair de belli başlı tartışmalar yapıyoruz. Bir avukat olarak bunu söyleyeyim; biz artık partili hukuk heyetimizle bu işin hukuki kısmını tartışmayı bıraktık. Yani artık bizim için birincil olarak tartışılması gereken kanunlar veya hazırlanan iddianameler değil, artık saray rejiminden bizi kurtaracak olan bir programın tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. O programı da tabii ki hani partimizle birlikte, hep birlikte hazırlayarak, 'kurtuluş ellerimizde' diyerek hep birlikte hazırlanmak ve siyasal anlamda etkinleştirmek gibi görebiliriz." ifadelerini kullandı.

"Örgütsüz olan kimse güvende değildir"

Kamuoyunda beliren "Her partinin başına gelebilir mi?" kaygısını ve bu algının doğruluğunu yorumlayan Orhan Kiper, örgütlü mücadeleyi işaret etti. Kiper,

"Örgütsüz olan kimse güvende değildir an itibariyle. Bu örgütsüzlükten kastım da elbette sadece bir partiye üye olmak da değil. Yani biz aslında örgütlülüğü her zaman diğer partilerde tartıştığımız şekilde, bir sendikaya bir partiye üye olmak değil, o rakip konusunda aslında belli bir zorlayıcı olmak, o rakip konusunda Türkiye siyasetine etki edebilecek bir iradeyi koyabilmektir. Örgütlü bir şekilde mücadele etmeyen kimse güvende değildir. O yüzden güven duygusunda sorun yaşıyorsak, en büyük hedefimiz gerçekten örgütlü olabilmektir var olduğumuz her yerde; partilerde, sendikalarda, derneklerde." diyerek açıklama yaptı.

"TİP'e saldırmak isteyebilirler"

Türkiye İşçi Partisi'nin yasal yükümlülüklerini yerine getirdiğini ancak bu tip operasyonların geçmişten beri var olduğunu bildiklerini aktaran Kiper, parti içi mekanizmalar ve tedbirlere dair

"Teknik ve hukuki anlamda biz partimizin Siyasi Partiler Kanunu'ndan, YSK'dan gelen bütün tedbirlerini elbette uyguluyoruz. Fakat bizim için şu bir gerçek hani, bu operasyonlar 10 sene önce Kürt siyasetine de yapılıyordu, bugün büyük oranda CHP'ye yapılıyor. Bizim bugün hala bir milletvekilimiz tutuklu, siyasi partilerden vekiller, arkadaşlarımız, avukatlarımız pek çok kişi tutuklu. Her zaman partideki yoldaşlarımıza da, partimizin genel bir bütün olarak yapısına da saray rejimi saldırmak isteyebilir. Çünkü karşısında az önce bahsettiğim gibi bir muhalefet görmek istemez. Biz bütün hazırlıklarımızı elbette her zaman tutarız ama ihtiyacımız olanın gerçekten büyük ve güçlü bir karşı devrime karşı, güçlü devrimci bir partinin varlığıdır. Biz o partiyi yaratabildiğimiz ölçüde hiçbir korkumuz ve endişemiz yok." sözleri ile açıklamasını tamamladı.