Kapı kapı gezip ‘gel gel’ yapmakla Denizliliye mal satamazsınız!

Son günlerde Denizli iş dünyasının ve sivil toplum kuruluşlarının kapıları sırayla aşındırılıyor. Bakıyorsunuz, Ankara Ticaret Odası’nın Reklam Komitesi Başkanı olduğu ifade edilen Derya Filiz Dalga Hanım kentte. Protokol ziyaretleri, güler yüzlü pozlar, el sıkışmalar… Denizli Ticaret Odası, Sanayi Odası, Organize Sanayi Bölgesi yönetimi derken, sosyal medya adeta bu ziyaretlerin fotoğraflarıyla donatıldı.

Dışarıdan bakan biri için ne kadar masum ne kadar vizyoner bir köprü kurma çabası değil mi? Ama kazın ayağı öyle değilmiş. Meğer bu telaşlı ziyaret trafiğinin, o cafcaflı fotoğrafların arkasında bambaşka bir hesap varmış.

Önce kapı kapı gezilerek şahsi reklam yapıldı, zemin parlatıldı. Ardından da asıl bomba patladı: Sümerpark’ın hemen yanına yapılacak o yüksek katlı iş merkezinin ön lansman süreci!

Hemen arkasından gelsin influencer anlaşmaları, gitsin bilboard reklamları… Lüks bir otelde şatafatlı bir davetle yatırımcıya "gel gel" çekmeler başladı. Ne diyelim, ticaret ticarettir; hayırlı işler, bol kazançlar.

Ancak burada durup sormak lazım: Bu hikâyenin neresinde bu şehrin öz evladı olan Denizli basını var?

Söyleyelim: Hiçbir yerinde! Yok valla, esameniz bile okunmuyor.

Yapılacak yer nasıl bir yerdir, proje ne kadar doğrudur, zemin ne kadar sağlamdır henüz bilmiyoruz. Ama biz bu topraklarda bu tarz "Ankara rüzgarlarıyla" gelen maceralara çok şahit olduk.

Dışarıdan gelip, yerel dinamikleri yok sayarak, şehrin kendi gücünü ve medyasını görmezden gelerek iş yapmaya kalkanların sonunu da çok gördük.

Bu şehirde sadece isim parlatarak, fiyakalı unvanların arkasına sığınarak iş yapamazsınız. Projenin kendisi doğru olacak, ayakları bu toprağa basacak.

En önemlisi de bu kentin ruhunu tanıyacaksınız. Denizli’yi tanımadan, Denizlilinin suyuna gitmeden, bu şehrin insanına tepeden bakarak bir şey satamazsınız.

Açık konuşalım; bu durum sadece Denizli’ye de özgü değil. İzmir de böyledir, Aydın da... Ege insanı samimiyet ister, aidiyet ister. Kendi esnafını, kendi basınını, kendi insanını dışarıda bırakıp lüks salonlarda "gel gel" yapanlara bu bölgenin insanı temkinli yaklaşır.

Bizden söylemesi; tabelanız ne kadar yüksek, reklamınız ne kadar parıltılı olursa olsun; yerel dille konuşmayı beceremediğiniz sürece bu topraklarda kalıcı olamazsınız.