Kardelen Başol- İzmir Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin; cezaevlerindeki hak ihlallerini raporlamaları, 19 Mart protestolarına katılmaları ve baro olmanın getirdiği görevleri yerine getirmeleri gerekçesiyle soruşturma konusu yapılmasına tepkiler büyüyor. İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, düzenlediği basın açıklamasıyla soruşturmanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, "Savunma makamını susturmaya yönelik bu girişimi kabul etmiyoruz" dedi.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
"Değerli basın emekçileri,
Bildiğiniz üzere toplumun tüm kesimleri üzerinde büyük bir soruşturma, kovuşturma, tutuklama politikası yürütülmekte, hak, özgürlük, adalet, demokrasi, emek gibi en temel talepler dahi çeşitli yaptırımlarla cezalandırılmak istenmektedir. AKP iktidarı ülkede ne iş, ne aş, ne demokrasi ne de özgürlük bırakmıştır. İnsanlar yoksul, geleceksiz ve belirsizlik içerisinde yaşam ve hak mücadelesi vermeye çalışmaktadır.
İzmir Barosu 118 yıllık tarihi boyunca hiçbir dönemde baskıcı, otoriter, faşizan bir anlayışa boyun eğmemiş, biat etmemiş; her zaman hakkın, adaletin, özgürlüklerin ve demokrasinin tarafında yer almış, kimsenin söylemediğini söyleme, kimsenin yapmadığını yapma cesaretini göstermiş ve tarihe de bu şekilde geçmiş bir barodur. Ve bugün İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin en önemli bileşenlerinden birisi olarak İzmir Barosu, cezaevlerindeki hak ihlallerini raporladığı ve bu konuda kamuoyu oluşturduğu, ayrıca 19 Mart protestolarına katıldığı için cezalandırılmak istenmektedir. İzmir Barosu bugün avukatlık yaptığı, baro olmanın gereğini yerine getirdiği için, Avukatlık Kanunu’nun barolara vermiş olduğu insan haklarını, özgürlükleri ve demokrasiyi ilerletme ve koruma görevini ifa ettiği için sanık kürsüsüne çıkartılmak istenmektedir.
İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında başlatılan soruşturmanın özü tamamen budur; kanunu, hukuku uygulamak ve bu konuda cesaret göstermek…
Demokratik bir toplumda barolar; hukukun üstünlüğünün, savunma hakkının, insan haklarının ve yargı bağımsızlığının güvenceleri arasında yer alır. Baroların görevi salt avukatların mesleki sorunlarıyla ilgilenmek değildir. Barolar aynı zamanda hukuksuzluklara karşı toplumu uyarmak, temel hak ve özgürlükleri savunmak ve kamu yararını gözetmektir. Bu görev, hem anayasal hem de yasal bir sorumluluktur.

Baroların ve meslek örgütlerinin açıklamalarını, eleştirilerini ve demokratik tutumlarını soruşturma konusu haline getirmek; ifade özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne ve savunma mesleğinin bağımsızlığına yönelik ciddi bir müdahaledir. Hukukun, eleştirel düşünceyi ve demokratik muhalefeti bastırmanın aracı haline getirilmesi kabul edilemez.
Savunmanın susturulmaya çalışıldığı, meslek örgütlerinin baskı altına alındığı bir ortamda hukuk devletinden, adil yargıdan ve demokratik toplum düzeninden söz etmek mümkün değildir. Çünkü savunma makamı ve barolar avukatlarla birlikte, tüm toplumun güvencesidir. Barolara yönelik her türlü baskı girişimi, yurttaşların hak arama özgürlüğüne yönelmiş bir müdahale niteliği taşımaktadır.
Bizler, İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri olarak; İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında başlatılan soruşturmanın karşısında olduğumuzu, hukuki dayanaktan yoksun bu girişimin derhal sonlandırılması gerektiğini ifade ediyor, İzmir Barosu’nun yanında olduğumuzu, savunmanın bağımsızlığını, hukuk devletini ve demokratik hakları savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz.
Hiç kimse yalnız değildir. Savunma susmayacak, demokrasi ve adalet mücadelesi devam edecektir. Ne mutlu Türkiye’ye ki İzmir Barosu vardır ve daima var olacaktır."




