İzmir Barosu, sosyal hukuk devleti ilkesi ve Anayasa’nın 10. maddesiyle güvence altına alınan fiilî eşitlik prensibi ışığında; engelli çocuklarının bakımıyla ilgilenmek zorunda kaldıkları için çalışma hayatından uzaklaşan, bu nedenle sosyal güvenlik sisteminin sunduğu haklardan mahrum bırakılarak ekonomik bağımlılık ve yoksulluk riskiyle baş başa kalan ebeveynlerin yaşadığı hak kayıplarına dikkat çekerek, devletin bakım emeğini kamusal bir sorumluluk olarak tanıması ve bu bireyleri koruyacak etkin sosyal destek mekanizmalarını vakit kaybetmeksizin hayata geçirmesi gerektiği çağrısında bulundu.

İzmir Barosunun yaptığı açıklamaya göre;
Anayasal demokrasilerde sosyal hukuk devleti ilkesi, yalnızca bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan pasif bir devlet anlayışını değil; aynı zamanda toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri azaltmayı amaçlayan aktif bir kamusal sorumluluğu da ifade eder. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde güvence altına alınan sosyal hukuk devleti ilkesi, devletin özellikle kırılgan ve dezavantajlı grupları koruyacak sosyal politikalar geliştirmesini, bu kişilerin insan onuruna yaraşır yaşam koşullarına erişimini sağlamasını zorunlu kılmaktadır.
Anayasa’nın 10. maddesi ise çocuklar, yaşlılar, engelliler ve korunmaya ihtiyaç duyan diğer gruplar lehine alınacak özel tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağını açıkça düzenlemektedir. Bu hüküm, yalnızca biçimsel eşitliği değil, fiilî eşitliği sağlamayı amaçlayan anayasal bir yükümlülüğü ifade etmektedir. Bu nedenle, ağır engelli bireylere uzun yıllar bakım veren ve bu sebeple çalışma yaşamına katılamayan ebeveynlerin sosyal güvenlik haklarının güçlendirilmesi, anayasal eşitlik ilkesinin doğal ve tamamlayıcı bir gereğidir.
Özellikle engelli çocuğunun bakımını tek başına üstlenen ebeveynler açısından bakım emeği, yalnızca aile içi bir sorumluluk olarak değerlendirilemez. Bu emek, kamusal yarar üreten ve sosyal devlet ilkesi gereğince kamusal destek mekanizmalarıyla güçlendirilmesi gereken görünmez bir bakım hizmetidir. Aksi yaklaşım, bakım veren bireyleri çalışma yaşamından dışlamakta; ekonomik bağımlılık, sosyal izolasyon ve ileri yaşlarda yoksulluk riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Bu çerçevede, sosyal güvenlik ve bakım emeğine ilişkin uyuşmazlıklarda yapılacak anayasal değerlendirmelerin yalnızca normların lafzıyla sınırlı kalmaması; kararların dezavantajlı gruplar üzerindeki fiilî etkilerinin de gözetilmesi gerekmektedir. Anayasal yargının temel işlevlerinden biri, çoğunluğun iradesi karşısında kırılgan grupların haklarını korumak ve sosyal devlet ilkesinin yaşamın somut gerçekliği içerisindeki etkisini güçlendirmektir.
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı da devletlerin özel yaşamın ve aile hayatının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu yükümlülük, engelli bireylerin ve onlara bakım sağlayan aile bireylerinin yaşamlarını aşırı derecede zorlaştıran uygulamaların önlenmesini de kapsamaktadır. Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, engelliliği bireysel bir eksiklik olarak değil; toplumsal destek mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan bir hak ve eşitlik meselesi olarak ele almaktadır.
İzmir Barosu olarak; yaşı ne olursa olsun engelli evladına bakım verdiği için çalışma yaşamından uzak kalan, yeterli sosyal destek ve sosyal güvenlik güvencesinden yararlanamayan ebeveynlerin anayasal koruma mekanizmalarının dışında bırakılmasının; sosyal hukuk devleti, insan onuru, sosyal adalet ve fiilî eşitlik ilkeleri bakımından ciddi sorunlar yarattığını değerlendiriyoruz.
Sosyal devletin görevi, bakım yükünü tek başına omuzlayan bireyleri yoksullaşmaya ve yalnızlaşmaya terk etmek değil; bakım emeğini tanıyan, destekleyen ve sosyal güvenlik sistemi içerisinde görünür kılan politikalar geliştirmektir. Bu nedenle anayasal denetimin merkezinde yalnızca normatif tutarlılığın değil, alınan kararların dezavantajlı bireylerin yaşamları üzerindeki somut toplumsal etkilerinin de yer alması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
İzmir Barosu, sosyal hukuk devletinin, insan onurunun ve dezavantajlı grupların haklarının korunmasına yönelik mücadeleyi sürdürmeye devam edecektir.


