Büyük Birlik Partisi'nin karizmatik kurucusu Muhsin Yazıcıoğlu, 25 Mart 2009 sabahı beraberindeki beş kişiyle birlikte Kahramanmaraş'ın dağlık coğrafyasına düşen bir helikopterin enkazında hayatını kaybetti. Aradan geçen on yedi yılın ardından soruşturma dosyasına giren yeni belgeler, o günün arka planını yeniden yazmaya başlıyor. Güvenlik birimlerince hazırlanan bilgi notunda yer alan tespitler; savaş uçaklarının radar hareketlerini, FETÖ'nün hava yapılanması içindeki mahrem imamların kazadan günler önce ve sonra gerçekleştirdiği sıra dışı görüşmeleri, ByLock yazışmalarını ve örgütten ayrılan bir ismin Fetullah Gülen'in ağzından duyduğunu aktardığı ürkütücü emri bir araya getiriyor.

HELİKOPTER NEDEN DÜŞTÜ?
Soru basit ama yanıtı hâlâ girift: 25 Mart 2009 günü saat 16.00 sıralarında Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesi yakınlarındaki dağlık araziye inen o helikopteri kim ya da ne düşürdü? Güvenlik birimlerinin soruşturma dosyasına yansıyan bulgularına göre kaza anında bölgede yalnızca dağ yamacı yoktu; gökyüzünde de hareketlilik vardı. Helikopterin düştüğü koordinatlara yakın bir bölgede, olay anı itibarıyla üç savaş uçağının varlığı radar kayıtlarından tespit edildi. İkisi Amasya'daki 5. Ana Jet Üssü'nden kalkan F-16, biri ise Malatya Erhaç Askerî ve Sivil Havalimanı'ndan havalanan F-4'tü.
Radar kayıtları incelendiğinde kritik bir ayrıntı öne çıktı: F-4 savaş uçağı, belirli bir süre için radardan kayboldu. Uzmanlar bu durumun üç farklı nedene bağlanabileceğini vurguladı; radarın kapatılması, ani irtifa değişikliği ya da alçak irtifada gerçekleştirilen uçuş. Her üç seçenek de aynı soruyu doğurdu: O uçak o an neredeydi ve ne yapıyordu?
Devlet Denetleme Kurulu'nun daha önce hazırladığı rapor da bu soruyu besleyen bir geçmiş olayı kayıt altına almıştı. 1990'lı yıllarda Eskişehir'de bir F-4 savaş uçağının bir helikopterin yakınından geçmesi sonucu oluşan basınç dalgasının o helikopteri düşürdüğü vakası, raporun sayfalarına girdi. Yani savaş uçaklarının bilinçli ya da bilinçsiz şekilde bir helikopteri kırıma uğratabileceği ihtimali teorik değil, kayıtlara geçmiş bir gerçeklikti.

F-4'ÜN PİLOTUNDAN ADİL ÖKSÜZ'E UZANAN HAT
Kaza anında bölgede bulunduğu değerlendirilen F-4'ün pilotlarından Ali Armağan'ın adı soruşturma dosyasında dikkat çekici bir yer tutuyor. Armağan, uçuş saatini tamamlamak gerekçesiyle kazadan tam beş gün önce, 20 Mart 2009'da Malatya'ya geldi. Bu tarih, sonraki günlerde yaşanacak gelişmelerin zaman çizelgesiyle yan yana gelince soruşturmacıların gözünden kaçmadı.
Armağan'ın FETÖ bağlantısı sonraki yıllarda yargıya yansıdı; örgütsel iltisak gerekçesiyle 2018-2023 yılları arasında cezaevinde kaldı. Daha da çarpıcı olan, Armağan'ın 2010'dan itibaren örgütsel faaliyetlerde operasyonel hat kullandığı ve FETÖ'nün Hava Kuvvetleri mahrem imamları arasında en kritik isimlerden biri olan Adil Öksüz ile yoğun bir iletişim içinde olduğunun tespit edilmesiydi. 15 Temmuz gecesinden hafızalara kazınan Adil Öksüz'ün evinde yapılan arama sırasında ele geçirilen, bizzat Fetullah Gülen tarafından yazılmış bir kitabın üzerinde ise Ali Armağan'ın eşi Şerife Armağan'a ait parmak izleri bulundu.
KAZADAN ÖNCE MALATYA'DA NELER DÖNDÜ?
Zamanlamanın bu denli sıra dışı olması soruşturmacıları Malatya'da kazadan önceki günlere götürdü. FETÖ'nün Hava Kuvvetleri mahrem yapılanmasında dönemin İstanbul Hava Mahrem İmamı konumunda bulunan Erol Sağlam, 21 Mart 2009'da İstanbul'dan önce Diyarbakır'a, oradan da Malatya'ya geçti. Malatya'da örgütün yerel hava mahrem imamı Ali Cingitaş ile buluştu ve 22 Mart'ta İstanbul'a döndü. Kaza, bundan yalnızca üç gün sonra gerçekleşti.
Erol Sağlam ve Ali Cingitaş'ın ortak irtibatı olan Cağfer Sarıkaya ise 23 Mart 2009'da, yani kazadan yalnızca iki gün önce, 15 Temmuz darbe girişiminde Akıncı Üssü'nde yakalanan Harun Biniş ve o geceden bu yana firari olan Adil Öksüz'le birlikte İstanbul'dan ABD'ye uçtu. Üç ismin aynı uçakta, kazadan iki gün önce yurt dışına çıkmaları güvenlik birimlerince tesadüften öte bir anlam taşıdığı değerlendirilen bir ayrıntı olarak dosyaya girdi.
KAZA SONRASINDA KEMAL BATMAZ'A GİDEN ÇİZGİ
Kazanın ardından oluşan temas trafiği de soruşturma açısından bir o kadar anlamlı. Malatya Hava Mahrem İmamı Ali Cingitaş, kazanın üzerinden beş gün geçmeden 30 Mart 2009'da İstanbul'a gitti. İstanbul'da ise o güne kadar iletişim kaydı bulunmayan bir isimle buluştu: 15 Temmuz darbe girişiminde Akıncı Hava Üssü'nün koordinasyonunda kilit rol üstlendiği tespit edilen Kemal Batmaz. Cingitaş ile Batmaz'ın geçmişte hiç temas kurmamış olmalarına karşın kaza hemen ardından yüz yüze görüşmesi, güvenlik birimlerince kritik bir bulgu olarak değerlendirildi. Toplantıya dönemin İstanbul Hava Mahrem İmamı Erol Sağlam da katıldı.

BYLOCK'TAKİ İFADE: "TEREYAĞINDAN KIL ÇEKER GİBİ İŞ HALLEDİLDİ"
Dijital izler de soruşturmada önemli bir yer tutuyor. FETÖ mensuplarının kullandığı şifreli iletişim uygulaması ByLock'ta olayla bağlantılı olabileceği değerlendirilen bir yazışma dosyaya alındı. Olay tarihinde FETÖ'nün Elazığ İl İmamı olduğu belirtilen Mehmet Durakoğlu ile örgütün mülki idare mahrem yapılanmasında sorumlu düzeyde faaliyet gösteren Ömer Hakan Kısıkkaya arasında gerçekleşen mesajlaşmada dikkat çekici ifadeler yer alıyor.
Mesajda aktarılan anlatıma göre, Yazıcıoğlu haberi gelince İzmir'e gidilmiş, "Barbaros abi" aracılığıyla büyüklerle görüşülmüş, sabah İstanbul'da bir heyet toplanmış, ardından "El Aziz'e", yani Elazığ'a gidilmiş ve "noktanın konulduğu" belirtilmiştir. Mesajın devamında bu sürecin "tereyağından kıl çeker gibi halledildiği" ifade edilmiş, ABD'ye gidildiğinde ise "büyüğünün" bu hadiseyi "sürecin en sıkıntılı anı" olarak nitelendirdiği aktarılmıştır.
ÖRGÜTTEN AYRILAN ADAMIN BEYANI: "GÜLEN 'ORTADAN KALDIRIN' DEDİ"
Dosyadaki belki de en ağır iddia, bir ihbarcının anlatımından geliyor. Daha önce FETÖ yapılanması içinde yer aldığını söyleyen Abuzer Dilekçi, 2021 yılının Haziran ayında Adıyaman Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne iki kez başvurarak ifade verdi. Yurt müdür yardımcılığı yaptığını belirten Dilekçi, "Jhosef" kod adlı ve Fetullah Gülen'in yakın çevresinde konumlandırdığı bir kişiyle temasını aktardı. Bu kişinin Türkçe Olimpiyatlarını organize etmek, HSYK tayinleriyle ilgilenmek ve örgütün ülke sorumlularını belirlemek gibi kritik işlevleri üstlendiğini anlattı.
Dilekçi'nin aktardığına göre söz konusu kişi bir toplantıda şunu dile getirdi: Muhsin Yazıcıoğlu'na FETÖ'nün yanında yer alması yönünde teklif götürülmüş, Yazıcıoğlu bu teklifi kesinlikle reddetmişti. Ret, Fetullah Gülen'e bildirildi. Gülen önce Yazıcıoğlu'nun "açığının" araştırılmasını emretti; ne var ki herhangi bir zafiyet bulunamadı. Bunun üzerine Gülen'in "ortadan kaldırın" emrini verdiği, Dilekçi'nin ifadesine göre, o toplantıda dile getirildi.
Dilekçi, tüm bu anlattıklarından Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin FETÖ tarafından düşürülerek öldürüldüğü sonucuna ulaştığını ifade etti. Bu beyanlar adli makamların soruşturma dosyasına resmen yansıdı.
SORUŞTURMA NEREYE GİDİYOR?
Kim, nerede, ne zaman, nasıl ve neden soruları on yedi yıldır yanıt bekliyor. Soruşturmayı yürüten adli makamlar, radar kayıtlarındaki anlamlı boşlukların, kazadan günler önce Malatya'da gerçekleşen mahrem imam buluşmalarının, iki gün öncesinde ABD'ye yapılan seyahatin, kaza sonrasında kurulan yeni temasların, ByLock'taki "iş halledildi" ifadelerinin ve örgütten ayrılan bir tanığın "ortadan kaldırın" beyanının tümünün birbirini desteklediğini vurguluyor.
Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Harun Biniş, Erol Sağlam, Ali Cingitaş ve Ali Armağan isimleri, o yıllarda ayrı ayrı var olan noktalar gibi görünüyordu. Soruşturma dosyasına giren belgeler ise bu noktaların tek bir çizgide birleştiğini iddia ediyor. O çizginin 25 Mart 2009 sabahı Kahramanmaraş dağlarına düşen bir helikoptere uzandığı iddiası, artık yalnızca bir spekülasyon değil; imzalı, tarihli ve kayıt altına alınmış belgelerle desteklenen bir soruşturma konusudur. Dava sürmektedir.




