Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Seminer Salonunda Prof. Dr. Pınar Kara ve Prof. Dr. Dilşat Arıksoysal moderatörlüğünde, gerçekleştirilen “Transdermal Sensors for Medical Diagnostics” başlıklı seminere; Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Gürer Orhan, çok sayıda akademisyen ve geleceğin eczacı adayı öğrenciler katıldı. Seminerde, modern tıbbın en önemli teknolojik kulvarlarından biri olan biyosensörlerin tarihsel gelişimi ve güncel tıbbi uygulamalardaki kritik rolü ele alındı.

Seminerde konuşan ve uluslararası alanda başarılı çalışmalara imza atmış Karolinska Enstitüsü Tıp Bölümü Tıbbi Sensörler ve Diyagnostik Ekip Lideri Assist. Prof. Dr. Onur Parlak, biyosensör teknolojisinin 1970’li yıllardaki hantal masaüstü cihazlardan, günümüzün giyilebilir ve sürekli takip sağlayan sistemlerine evrilen sürecini paylaştı.

Eü’de Yenilikçi Giyilebilir Biyosensör Teknolojileri Konuşuldu (1)

İzmir'deki emlak komisyonu davasında Yargıtay'dan emsal karar!
İzmir'deki emlak komisyonu davasında Yargıtay'dan emsal karar!
İçeriği Görüntüle

Prof. Dr. Onur Parlak, ekip olarak temel odak noktalarının insan anatomisini merkeze alarak biyosensör tecrübelerini doğrudan klinik tıbbi uygulamalara dönüştürmek olduğunu vurguladı. Özellikle melanom (cilt kanseri) taraması üzerine yürüttükleri çalışmaya dikkat çeken Prof. Dr. Parlak, “Hekimlerin klinik ortamda hızlı ve doğru tanı koyabilmesi amacıyla mikro-iğne bazlı elektrokimyasal sensörler tasarladık. Geliştirdiğimiz cihaz, tümör dokusundaki tirosinaz gibi hedef moleküllerin sadece varlığını tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda konsantrasyonunu da hassas bir şekilde ölçebiliyor. Matematiksel modelleme ve simülasyonlarla poliüretan ve PEDOT:PSS karışımından ideal formülü geliştirdik. Silikon kalıplamayla ürettiğimiz bu mikro-iğnelerle, cilde zarar vermeden kesintisiz sinyal almayı başardık” dedi.

Giyilebilir biyosensörünün üretimi ve çalışma prensibi

Tasarladıkları acısız sensörün üretim, çalışma ve test süreçlerini paylaşan Prof. Dr. Parlak, “Çalışmamızda amacımız, sensörümüzle son derece özgül bir molekül olan tirosinazı tespit etmektir. Bunu sağlamak için üretim aşamasının ardından silanizasyon ve L-DOPA kullanarak özel bir yüzey kimyası yöntemi uyguluyoruz; çünkü L-DOPA yalnızca tirosinaz enzimiyle etkileşime girer. Geliştirdiğimiz mikro-iğne sistemini derinin üst tabakasına yerleştirip yaklaşık 30 saniye tutarak, dokular arası sıvıdaki (interstitial fluid) hedef molekülü ve derişimini 10 dakika boyunca takip edebiliyoruz. Ardından gerçekleştirdiğimiz elektrokimyasal testlerle gerekli verileri elde ediyoruz. Özetle; pratik şekilde temin ettiğimiz mikro-iğne yapılarını kendi geliştirdiğimiz kimyasal adımlarla fonksiyonelleştirerek kullanıma hazır hâle getiriyoruz” diye konuştu.

Eü’de Yenilikçi Giyilebilir Biyosensör Teknolojileri Konuşuldu (6)

Giyilebilir biyosensörler ve yapay deri teknolojisi

Bu biyosensörlerin karşılaştıkları engelleri ve ürettikleri yapay deri modellerine değinen Prof. Dr. Parlak, “Geliştirdiğimiz mikro-iğneler, cildin üst tabakasında 200-300 mikrometre derinliğe inerek zengin içeriğe sahip dokular arası sıvıya ulaşmaktadır. Bu teknolojilerin klinik ve ticari kullanımı önünde düşük pazar kârlılığı ve çoklu biyomarker gereksinimi gibi tıbbi belirsizlikler bulunsa da yapay zekâ desteğiyle ‘tak ve unut’ prensibine sahip akıllı biyosensörler hedeflemekteyiz. Ayrıca laboratuvar ortamında 14 günde ürettiğimiz ve gerçek insan derisini birebir modelleyen yapay deri sistemleri sayesinde egzama, sedef gibi rahatsızlıkları izleyebiliyor; sensör entegreli bu modellerle hayvan deneyleri ile yüksek maliyetli insan klinik testlerine yenilikçi ve etik bir alternatif sunuyoruz” dedi.

Seminerin ardından Prof. Dr. Onur Parlak, Eczacılık Fakültesi Farmasötik Bilimler Araştırma Laboratuvarı ile İlaç Geliştirme ve Farmakokinetik Araştırma - Uygulama Merkezini ziyaret etti.

Kaynak: EGE ÜNİVERSİTESİ