Türkiye’de televizyon yayıncılığı ile dijital platformlar arasındaki denetim farkı yeniden tartışma konusu oldu. Milyonlarca kullanıcıya ulaşan küresel dijital platformlarda şiddet, suç, cinsellik, istismar ve uyuşturucu kullanımını özendirebilecek içeriklerin daha kolay erişilebilir hale geldiği belirtilirken, uzmanlar özellikle çocukların ve gençlerin korunması için daha güçlü bir denetim mekanizmasına ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Geleneksel televizyon yayıncılığında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) uyguladığı denetim ve yaptırımların dijital yayıncılık alanında aynı ölçüde etkili olmadığı görüşü öne çıkıyor. Uzmanlar, küresel platformların Türkiye’de faaliyet gösterirken yerli yayıncılarla benzer hukuki, ekonomik ve toplumsal sorumluluklara tabi olması gerektiğine dikkat çekiyor.
Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim, Araştırma ve Uygulama Merkezi (SODİMER) Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan ile medya ve iletişim uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, dijital yayıncılıktaki mevcut tabloya ilişkin değerlendirmelerinde özellikle çocukların korunması, reklam gelirleri, vergilendirme, algoritmalar, telif hakları ve yerli medyanın ekonomik sürdürülebilirliği başlıklarına dikkat çekti.

Televizyonda yaptırım var, dijital platformlarda tartışma sürüyor
Türkiye’de televizyon kanalları yayınladıkları içerikler nedeniyle RTÜK’ün denetimine tabi tutulurken, dijital platformların ortaya çıkardığı yeni yayıncılık düzeni mevcut denetim anlayışının sınırlarını yeniden gündeme getiriyor.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık, küresel platformların dünya çapında faaliyet gösteriyor olmasının denetimden muaf tutulmaları için gerekçe olamayacağını belirtiyor. Kırık’a göre kullanıcıların abonelik yoluyla eriştiği içeriklerin niteliği kadar, bu içeriklerin hangi yaş grubuna nasıl ulaştırıldığı ve algoritmalar tarafından nasıl önerildiği de denetimin bir parçası olmalı.
Kırık, dijital platformların küresel şirket olma avantajıyla hareket ederek geleneksel yayıncılıktan farklı bir konum elde ettiğini savunurken, televizyon ekranında yayımlanması halinde yaptırım konusu olabilecek bazı içeriklerin dijital ortamda çok daha geniş kitlelere ulaşabildiğine dikkat çekiyor.
Bu durum, “Televizyon yayınlarında uygulanan kurallar dijital platformlarda neden aynı şekilde işlemiyor?” sorusunu da beraberinde getiriyor.
Çocukların karşısına aynı içerik tekrar tekrar çıkabiliyor
Dijital platformlardaki tartışmanın merkezinde yalnızca içeriğin kendisi değil, algoritmaların kullanıcı davranışları üzerindeki etkisi de bulunuyor.
Kullanıcıların izlediği veya ilgilendiği içeriklere göre yeni öneriler sunan algoritmalar, özellikle çocuklar ve gençler açısından riskli sonuçlar doğurabiliyor. Bir içeriğe yönelik ilginin artması, benzer nitelikteki başka içeriklerin de kısa süre içerisinde kullanıcının karşısına çıkmasına neden olabiliyor.
Şiddet, suç, cinsellik, istismar ya da uyuşturucu kullanımını özendirebilecek içeriklerin bu mekanizma içerisinde tekrar tekrar önerilmesi, uzmanların üzerinde durduğu başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
Kırık, bu noktada dijital yayıncılık sisteminin yalnızca “içerik var mı, yok mu?” anlayışıyla ele alınmaması gerektiğini belirterek çocukların ve gençlerin algoritmik öneriler karşısında da korunması gerektiğini ifade ediyor.
“Medya değişti, yayıncılık değişti, izleyici değişti. Ancak toplumun, özellikle çocukların ve gençlerin korunması gerekiyor” değerlendirmesinde bulunan Kırık, dijitalleşmenin beraberinde getirdiği yeni risklere karşı yeni denetim yöntemlerinin geliştirilmesi gerektiğini savunuyor.

İngiltere’de Ofcom modeli dikkat çekiyor
Türkiye’deki tartışmalarda örnek gösterilen ülkelerden biri İngiltere oluyor. Ülkede iletişim ve medya düzenleyicisi Ofcom, dijital platformların belirli yükümlülüklere uymasını denetleyen önemli kurumlardan biri olarak öne çıkıyor.
İngiltere’de özellikle çocukların dijital ortamdaki güvenliğine yönelik yükümlülükler, yasa dışı içeriklerle mücadele, yaş doğrulama uygulamaları ve platformların risk değerlendirmeleri denetim başlıkları arasında yer alıyor.
Kırık, İngiltere’de uygulanan yaklaşımın temelinde platformun büyüklüğünden bağımsız olarak kurallara uyma zorunluluğunun bulunduğuna dikkat çekiyor.
Kırık’a göre Türkiye’de de benzer bir anlayış geliştirilebilir. Küresel bir şirketin milyonlarca kullanıcıya ulaşmasının, o platformun kendi kurallarını belirleyerek yerel düzenlemelerin dışında kalması anlamına gelmemesi gerektiğini belirten Kırık, dijital yayıncılığın daha güçlü bir denetim sistemiyle ele alınmasını istiyor.
Abonelik sistemi ve içerik üretme baskısı da tartışılıyor
Dijital platformların ekonomik modeli de tartışmanın başka bir boyutunu oluşturuyor. Abonelik sistemi üzerinden kullanıcılarla içerik üreticileri arasında kurulan ilişkinin tek başına problem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Kırık, asıl meselenin bu sistemin kullanıcı davranışlarını nasıl etkilediği olduğunu ifade ediyor.
Özellikle gençlerin daha fazla görünür olmak, daha fazla izlenmek veya daha yüksek gelir elde etmek amacıyla mahremiyetlerini daha fazla paylaşmaya ya da dikkat çekici içerikler üretmeye yönelip yönelmediğinin araştırılması gerektiği belirtiliyor.
Bu yaklaşım, dijital platformlardaki denetimin yalnızca yayınlanan görüntü veya metinle sınırlı kalmaması gerektiği tartışmasını da beraberinde getiriyor.

Yerli medya ile küresel platformlar arasındaki ekonomik fark büyüyor
Dijital yayıncılık tartışmasının bir diğer önemli ayağını ise ekonomi oluşturuyor. SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, yerli medya kuruluşları ile küresel dijital platformlar arasındaki rekabetin yalnızca içerik üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Eraslan’a göre Türkiye’de faaliyet gösteren yerli medya kuruluşları çalışan istihdamından sosyal güvenlik ödemelerine, vergilerden telif maliyetlerine kadar çok sayıda yükümlülüğü yerine getiriyor. Küresel platformların ise çok daha büyük ekonomik kaynaklara sahip olması, rekabet koşullarının eşitliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.
Eraslan, Türkiye’den gelir elde eden ve Türkiye’deki kullanıcıların oluşturduğu ekonomik değerden yararlanan şirketlerin bu ekonomik faaliyet karşılığında Türkiye’ye adil bir katkı sağlaması gerektiğini savunuyor.
Bu nedenle vergilendirme konusunda temel yaklaşımın açık olması gerektiğini belirten Eraslan, yerli ve yabancı şirketlerin aynı ekonomik ve hukuki çerçevede değerlendirilmesinin önemine dikkat çekiyor.
Dijital reklam gelirleri neden yeniden düzenlenmeli?
Yerli medyanın karşı karşıya kaldığı sorunlardan biri de dijital reklam gelirlerinin dağılımı olarak gösteriliyor.
Programatik reklamcılık sisteminin büyük bölümünün küresel platformların kontrolünde olması, yerli yayıncıların reklam pastasından aldığı payın da tartışılmasına neden oluyor.
Eraslan, reklam piyasasının daha şeffaf hale getirilmesi gerektiğini belirterek Rekabet Kurumu başta olmak üzere ilgili kurumların dijital reklamcılık alanında daha güçlü incelemeler yapması gerektiğini ifade ediyor.
Eraslan’a göre mesele yalnızca medya kuruluşlarının gelir kaybı yaşaması değil. Reklam verenlerin hangi koşullarda ve hangi sistem üzerinden hizmet aldığı, reklam bütçelerinin nasıl dağıtıldığı ve dijital reklam piyasasında rekabetin ne ölçüde sağlandığı da aynı tartışmanın içerisinde değerlendirilmeli.

“Kural herkes için aynı olmalı”
Yerli yayıncılarla küresel platformlar arasındaki rekabetin adil olabilmesi için hukuki yükümlülüklerin şirketin büyüklüğüne göre değişmemesi gerektiğini belirten Eraslan, tüketici haklarından çocukların korunmasına, kişisel verilerden reklam standartlarına kadar birçok alanda ortak kuralların uygulanması gerektiğini söylüyor.
Eraslan, “Kural herkes için aynı olmalıdır” yaklaşımıyla, Türkiye’de faaliyet gösteren yerli veya yabancı bütün medya ve teknoloji şirketlerinin aynı temel sorumluluk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Bu görüşe göre dijital platformların Türkiye’de faaliyet göstermesi önünde bir engel oluşturulması değil, faaliyetlerini Türkiye’nin hukuk sistemi ve ekonomik düzeni içerisinde sürdürmelerini sağlayacak daha net bir çerçeve oluşturulması gerekiyor.
“Yerli yayıncıdan beklediğimiz sorumluluğu küresel platformdan da beklemeliyiz”
Eraslan, dijital medya düzeninin yalnızca platformların kontrol altına alınması üzerinden okunmaması gerektiğini vurguluyor. Ona göre asıl mesele, dijitalleşmenin hızını kesmeden yerli medya kuruluşlarının ayakta kalabileceği bir sistem oluşturmak.
Eraslan, küresel platformların Türkiye’de faaliyet göstermesinin doğal olduğunu ancak bu şirketlerin Türkiye’nin hukukuna, ekonomik düzenine ve toplumsal sorumluluklarına uymasının gerektiğini belirtiyor.
“Yerli yayıncıdan beklediğimiz sorumluluğu küresel platformdan da beklemeliyiz” diyen Eraslan, dijitalleşmeye karşı çıkmak yerine dijital dünyanın kurallarının Türkiye’nin medya ekosistemini koruyacak şekilde yeniden belirlenmesi gerektiğini savunuyor.
Reklam yasası çağrısı
Dijital medya alanındaki düzenleme tartışmasının Türkiye açısından kritik başlıklarından biri de reklam mevzuatı.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık, dijital yayıncılığın büyümesiyle birlikte reklam piyasasının da yeni bir hukuki çerçeveye ihtiyaç duyduğunu belirterek beklenen reklam yasasının çıkarılması gerektiğini ifade ediyor.
Kırık, Türk medyasının ekonomik açıdan korunmasının yalnızca medya kuruluşlarının geleceği açısından değil, toplumun haber alma imkanları bakımından da önemli olduğunu savunuyor.
Kırık’ın değerlendirmesine göre medya kuruluşlarının sürdürülebilir bir ekonomik yapıya sahip olması, gazeteciliğin üretim gücünü doğrudan etkiliyor. Bu nedenle dijital platformlarla geleneksel medya arasındaki ekonomik dengenin yeniden ele alınması gerektiği belirtiliyor.
Tartışmanın merkezinde haber alma hakkı bulunuyor
Dijital platformların güçlenmesiyle birlikte medya tüketim alışkanlıkları da önemli ölçüde değişti. Haber, eğlence ve diğer içerikler artık yalnızca televizyon ekranlarından değil, telefonlardan, bilgisayarlardan ve farklı dijital platformlardan takip ediliyor.
Bu değişim, yayıncılık sektöründe sınırların yeniden çizilmesine neden olurken bir başka soruyu da gündeme getiriyor: Küresel platformların büyüdüğü bir dönemde yerli medya nasıl ayakta kalacak?
Eraslan’a göre Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca sosyal medya ve dijital platformların denetlenmesi değil. Vatandaşın haber alma hakkı, ifade özgürlüğü, çocukların güvenliği ve dijital ekonominin gelişimi aynı anda korunmalı.
Bu nedenle yeni dönemde hedefin dijitalleşmeyi engellemek değil, dijital dünyanın kurallarını daha adil hale getirmek olması gerektiği belirtiliyor.
Yerli medyanın geleceği için yeni bir denge aranıyor
Dijital platformların kullanıcı sayılarındaki artış, geleneksel yayıncılık ile yeni medya arasındaki rekabeti daha da belirgin hale getirirken, uzmanların ortaklaştığı noktalardan biri denetimin teknolojik dönüşüme ayak uydurması gerektiği yönünde.
Çocukların ve gençlerin zararlı içeriklerden korunması, algoritmaların daha şeffaf hale getirilmesi, dijital reklam piyasasında rekabetin sağlanması, küresel şirketlerin Türkiye’deki ekonomik faaliyetlerinin adil biçimde vergilendirilmesi ve yerli yayıncıların sürdürülebilir bir yapıya kavuşması tartışmanın ana başlıklarını oluşturuyor.
Önümüzdeki dönemde Türkiye’de dijital medya alanında yapılacak düzenlemelerin yalnızca platformların içeriklerini değil, reklam ekonomisinden kullanıcı güvenliğine kadar geniş bir alanı kapsaması bekleniyor. Uzmanların çağrısı ise net: Dijitalleşmenin önüne geçmek yerine, yerli ve küresel aktörlerin aynı kurallara tabi olduğu, çocukların korunduğu ve medya kuruluşlarının ekonomik olarak ayakta kalabildiği yeni bir yayıncılık düzeni oluşturulmalı.





