Kardelen Başol - Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, “İstikbalin Anahtarı İzmir’de” programı kapsamında düzenlediği basın toplantısında iktidarı ve ana muhalefeti sert sözlerle eleştirdi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin basına ve topluma ağır yükler getirdiğini belirten Ağıralioğlu, "İzmir'de seçim otobüsümüze biniyoruz, artık bizim için seçim erkendir" ifadelerine yer verdi.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu'nun konuşmasının tam metni şu şekilde:
"Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi basına ağır yük oldu"
"2021'de 'Daha iyisi mümkündür' diye başladığımız memleket yolculuğumuz... Korumaya, muhafaza etmeye, geliştirmeye, zengin ve mutlu bir geleceğe, özgür ve adil bir ülkeye inancımızı her memleket karşısına, her sinesine, her kalbine teklif ede ede geçirdiğimiz 18 aylık bu dönemimizin İzmir durağındayız biz. Sizlerle birlikteyiz. Sizlerin ilgisine minnettarım. İzmir'de basının kuvvetli olduğunu anladığım kadarıyla, hepinize çok teşekkür ediyorum.
18 aylık süreç içerisinde kameraları bu kadar bol görünce, yahut mikrofonları bu kadar çok görünce söylemeyi vazife bildiğim bir şey var. Tecrübe ettiğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, basının üstüne de çok ağır bir yük oldu. Karnesini elimize aldığımız bu sistemin belki en ağır yükünü medya da çekmiş oldu. Dolayısıyla hükümetin siyasi vizyonu lehine ya da aleyhine diye bölünmüş siyasal alanda, memlekette basın da bu siyasi kamplaşmadan, bu siyasi pastadan kendisine düşeni alıyor. Devletin imkanlarını kendi partisinin imkanları gibi kullanabilen, devleti kendisinin zannedebilen, kendisinin zanneden bir siyasetin, özellikle bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sürecinden sonra topluma ödettiği bir bedel var. O bedelden basın da çok hissedar oldu."
"Katillerin önüne yüzlerce mikrofon koyanları millete şikayet ediyoruz"
"İlk kuruluşumuzda netameli zamanlar geçirdik. Terörle mücadele süreci başladığında, benim basınla alakalı bir sitemim olmuştu. Önünde, bizim partimizin bir mikrofonu, bir de bir tane basınımız... Herhalde bir basın vardı. O zaman şöyle sitem etmiştim: Memleket için yola çıkmış, 'Daha iyisi mümkündür' diye gecesini gündüzüne, günlerini ekleye ekleye çalışmış insanlarız. Evlatlarımıza içinde huzurla yaşayacakları bir vatan bırakmak için koşturan, gece gündüz yolla, uykusuz gecelerini durmuş şafaklara, aydınlık geleceğe taşımak isteyen bir kadronun önünde, memleket için bir tane mikrofon var.
Çocuklarımızın katillerinin önüne yüzlerce mikrofon koyuyorsunuz. İşinize geldi mi evlatlarımızın katillerinin önüne, PKK terör örgütünün önüne yüzlerce mikrofon... İşinize geldi mi Kandil'de evlatlarımızı vura vura yaşlanmış katiller topluluğuna canlı yayın araçları gönderebiliyorsunuz. Biz dedik, bu önümüzdeki tek tük mikrofona sesleniyoruz ama 85 milyona sesleniyoruz. Sizi, sesimizi kısmaya çalıştığınız bu heveslerinizi bu mikrofonun üzerinden milletimize şikayet ediyoruz. Görüşeceğiz, hepinizle dedik. Aldığınız heveslerinizle birlikte, yanında güldüğünüz katillerinizle birlikte, kendisine imkan sağladığınız, konuşma fırsatı verdiğiniz, prompter cihazı gönderdiğiniz, özel prompter cihazı gönderdiğiniz... Prompter cihazı gönderdiğiniz insanlarla sizi milletimize şikayet edeceğiz ve sizinle, mikrofonla ve 85 milyonla görüşeceğiz."
"Türkiye'nin en güçlü namzetlerinden biri haline geldik"
"O günden bugüne; oldu, kuruldu, tutar mı tutmaz mı, ya da ne kadar acaba millet sinesinde karşılık bulur merakları arasıyla 18 ay geçirdik. Şu anda Türk siyasetinin önümüzdeki dönem en güçlü namzetlerinden biri haline geldik. Türkiye'nin bütün illerinde teşkilatlandık, 800'ün üzerinde teşkilatımız var. Gürül gürül bir partiyiz.
Memleketteki siyaset tahterevallisinin dışında, milletin derdine odaklanmış; çocuklarına, sokaklarda gezilemez endişeli insanlarına, madde bağımlılığı pençesinde yitip giden gencecik, pırıl pırıl dimağlarına, yurdu terk etmek odak... Kendini hisseden, beyin göçünün konusu olmuş, bir cümleyle ifade edilen yüz binlerce evladımıza, siftahsız esnafımıza, geçim zorluğu çeken emeklimize, dar gelirlimize, asgari ücretlimize, iki yakası bir araya gelmez çiftçimize... Siz siyasetin tahterevallisiyle uğraşırken, biz de dedim, memleketi konuşmaya, milletin derdine derman olmaya, milletin derdini duymaya, duyurmaya, millet için daha iyisinin mümkün olduğunu anlatmaya bir ömür adayacağız. Yolculuğumuz böyle başladı. Kurulduğumuz zaman bize '161. partisisiniz' dendi. '161. parti olarak kuruldunuz' dendiğinde, bir siz eksiktiniz imasıyla bize aslında seslenildi. Ama biz şimdi Türkiye'nin bütün anket ortalamalarında 4. 5. partisi ritmini, kondisyonunu yakalamış, önümüzdeki dönem Türkiye'nin siyasi sorumluluğunu almaya hazırlanan bir kadroyuz. İzmir'deyiz bugün."
"Kurtuluşun ve kuruluşun şehri İzmir'den sesleniyoruz"
"İzmir bizim için her yer mühim ama İzmir'den söyleyeceklerimiz İzmir özelinde de mühim. Çünkü Yunanistan, savaştan bizim yıllardır beraberliğimize rağmen içimizde bizim yıllarca bizimle beraber yaşamışları da tahrik ederek o Kurtuluş Savaşı'nın, o netameli yıllarında ağır, ağır bedeller ödediğimiz büyük bir savaşın içerisinde kendi komşularını öldürmek hisselerine düşmüş bir cinnetin tarafıydı. Düşmanı denize burada döktük. 'İlk hedefiniz Akdeniz'dir' emrinin hedefi buradaydı, buradan başladı. İzmir İktisat Kongresi buradan toplandı. Cumhuriyet şehri de burası. Bu 100 yılını devirip, 2. 100 yılına girdiğimiz Cumhuriyeti hangi şekilde koruyacağımızı, milletimizi hangi koordinatlarda tutacağımızı, nerede bulup nereye taşıyacağımızı, önümüzdeki dönem Türk milleti için hangi hayallerimizi kurduğumuzu, hangi hedeflere onlarla birlikte yürüyeceğimizi anlatmak için İzmir bizim için kıymetli bir şehirdir.
O yüzden buradan pergelin ucunu Cumhuriyete, pergelin ucunu demokrasiye, pergelin ucunu kalkınmaya, pergelin ucunu daha aydınlık, daha güçlü, daha zengin bir memleket idealine taşıma hassasiyetimizin merkezinden sesleneceğiz, İzmir'den sesleneceğiz. Hem hükümete sesleneceğiz, hem muhalefete sesleneceğiz buradan. Hem umudunu yitirmek üzere olan muhalif seçmene sesleneceğiz, hem yıllardır beklediği halde iktidardan umduğunu bulamamış iktidar seçmenine sesleneceğiz. Çocuklarımıza sesleneceğiz, gençlerimize, hayallerine sesleneceğiz. Efendim esnafımıza sesleneceğiz, iş adamlarımıza sesleneceğiz. Kadınlarımıza sesleneceğiz. Sokakta gencecik, pırıl pırıl evlatlarının, melek gibi çocuklarımızın katline feryat figan şahit olan annelerimize sesleneceğiz. Çeteleşmiş şehirlerin içerisinde güvenlik endişesi duyan insanlarımıza sesleneceğiz.
Efendim memleketimizde işsizlik gailesi dolayısıyla işlerini kaybetmiş, yaşam umudu kalmamış, ev genci parantezine sıkıştırılmış çocuklarımıza sesleneceğiz. 'Ne eğitimdeyim ne de işte' diye istatistik konusu haline getirilmiş çocuklarımıza sesleneceğiz. Üniversite bitirmiş iş bulamamış, iş bulamadığı için memleketinden umudunu kesmiş evlatlarımıza sesleneceğiz. Dolayısıyla Türkiye'de biz varız ve önümüzdeki dönem Türk milleti için hazırız, ayaktayız iddiamızı İzmir durağında, biz İzmir'de, İzmirlilerle buluşup buradan bir memleket meşalesini Türk milletinin ufkuna teklif edeceğiz inşallah."
"İzmir'de seçim otobüsümüze biniyoruz"
"Bugün bizim için seçim startını verdiğimiz gün. Seçim otobüsümüze biniyoruz. Ne zaman olur bilmem ama artık ne zaman olursa erkene geliyor. Çünkü Tayyip Bey'in siyasi pratiği öyledir, bence öyledir. Mücbir bir sebep olmazsa kazandıklarını erkene almayı sevmez Tayyip Bey. Çok erkene almayı sevmez, sonuna kadar haklarını kullanmayı sever. Dolayısıyla önümüzdeki dönem eğer bir mücbir sebep olmazsa, yani seçimin son haddine kadar seçimi zorlayacaklar. 2028'den biraz erken yapmaları lazım ki bir seçim hakkı kazanabilmeleri için. Onu da sonuna kadar ben haklarını kullanacağını düşünüyorum. Ama ana muhalefet partisinin şu anda içine düşmüş olduğu, efendim o kurultay sürecinin tartışmasının avantajları konuşulurken 'Hükümet acaba bu arada seçime gidebilir mi?' falan deniyordu. O sürecin de zannediyorum bir zamanı var, onu da gözeteceklerdir.
Dolayısıyla ne demeye çalışıyorum? Zamanında da yapılsa 1-1.5 senemiz var. Bu yazı geçirirseniz, yazın herhalde 3-4 hafta sonra Meclis tatil olacak. Ondan sonra birkaç ay Meclis tatil, everyone seçim bölgesine gidecek. Biz bütün başkan, arkadaşlarınızla sahada olacağız. Sonbahardan itibaren ortalama 2027'nin ekiminde seçim yapılsa 1 yılımız kalıyor arkadaşlar. 1 yılımız kalıyorsa bizim için seçim erken demektir zaten. Bu 1 yılda anlatılacak memleketin dertleri, çözümleri var. Dokunulacak, dinlenilecek, sarıp sarmalanacak bir millet var. 'Umuda yeniden başarabiliriz' duygusuna taşınacak bir seçmen iradesi var. Korunması gereken bir devlet, yaşatılması gereken bir millet, muhafaza edilmesi gereken bir memleket var. Kurullarıyla ayağa kaldırılması gereken, bütün kurumlarıyla yeniden Türk milletinin ayağa kalktığı, büyük coşkuyla yönetecek bir kurumlar devletine dönüştürülmesi gereken bir siyasi efendim mesuliyet var. Dolayısıyla işimizi, mesuliyetimizin çokluğunu düşünürsek bu bir yıl, devleti, milleti taşımak isteyen bir kadro için iyi bir zaman sonu. O nedenle biz önümüzdeki döneme hazırlanıyoruz. Buradan söylemiştim, İstanbul'da açıklamıştım, müteaddit defalar tekrarladım; İzmir'de seçim otobüsümüze biniyoruz biz. Yani bundan sonra memleketin tamamında biz seçim hazırlığına girmiş bir parti olarak siyaseti konuşacağız."
"Sürekli mazeret üreten bir iktidarla karşı karşıyayız"
"Önümüzde şöyle bir şey var sevgili arkadaşlar: Bir karne var. Bu karne, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin son dönem her derde deva olacağını iddia edenlerin karnesi; 24 yıldır iktidarda tutulan, bize bir masal ülkesinden bahisle 24 yıldır arkasında durduğumuz ama bize elimizdeki karneyi verip mazeretlere sığınan bir hükümetin karnesi. Mazeret iktidarı diyorum artık iktidara. Çünkü hep mazeretleri var. Sanki ilk defa başımıza geliyormuş gibi konuşmayı seviyorlar. İlk defa savaş görüyormuşuz gibi, ilk defa deprem görmüşüz gibi, ilk defa sınırımızda savaş varmış gibi, ilk defa efendim memlekette dünyada kriz görmüşüz gibi... İlk defa karşılaştığımızdan bahisle hep mazeretleri olan bir iktidarla karşılaşıyoruz.
'Savaş var' diyorlar. Eskiden de savaş oldu; İran-Irak savaşı oldu sekiz sene. Efendim Kıbrıs çıkarmamız oldu, ambargoya maruz kaldık; eskiden de vardı. 'Efendim çatışma var' diyordunuz, eskiden de çatışma vardı. Eskiden de iç huzursuzluklarımız vardı. 'Efendim sınırımızda hareketlilik var' diyordunuz, eskiden de vardı; 91'de de savaş çıktı, Irak savaşı vardı. 2001'de de oldu diyorsunuz, 2000'lerde de oldu. 'Göç var' diyorlar, göç de oldu. 500-600 bin kişilik bir göç hareketi oldu, 551 bin kişi... 500 bin kişilik konteyner kent kuruldu. 'Deprem oldu' diyorlar, deprem de oldu. Yani hükümet şimdi mazeret ileri sürüyorsa, arkasına sığınıyorsa, her dediğinde daha önce de olmuş. O zaman mazerette olanları kabul etmiyorlardı. Diyorlardı ki: 'Güçlü devlet mazeret beyan etmez'. Tayyip Bey'in siyasi pratiği öyleydi, öyle konuşuyordu. Diyordu ki: 'Siyasetçilerin vazifesi mazeret bulmak değil, çözüm bulmaktır. Siyasetçilerin vazifesi haklı olmak değildir, milletleri zengin yapmaktır', öyle diyordu. 'Siyasetçilerin vazifesi devamlı başımıza gelen felaketin sebebini şu dış güçler demek değildir' diyordu. Dış güçler falan bilmeden memleketin bünyesini kuvvetlendirip ayağa kaldırmak lazım diyordu. Şimdi elimizde zorluğumuz olan bir şey var. Elimizdeki karnenin sahibi hükümet hala milletin tercih bandında ön sıralarda duruyor. Bu bir paradoks. Bunu halletmek zorundayız."
"Faiz ödemelerinde şampiyonluk hükümetindir"
"Enflasyon, OECD'nin şampiyonu yaptı bizi. En high enflasyon bizde, en yüksek faiz bizde. Faiz ödemelerimiz dayanılmaz hadlere geldi. İşsizlik rakamlarımız dayanılmaz hadlerde, beyin göçü veriyoruz, üniversite işsizlik oranımız çok yüksek. 'Ne eğitimdeyim ne de işte' diye bir paranteze alınan evlatlarımız geleceğimizle ilgili bir beka sorunu. Madde bağımlılığı pençesinde evlatlarımız var; sekiz, sekiz milyona ulaştığı söyleniyor, uyuşturucu kullanım yaşı 12 yaşa düşmüş. Sınırlarımız kevgire döndüğü için kontrol edilemiyor, sokaklar çetelere teslim edilmiş durumda. Hukuk siyasallaşmış durumda, hukuk siyasetin gölgesinde kalmış durumda. İş davaları çok uzuyor. Bu kadar kur baskısının ardından dayanılmaz bir piyasa var. Dar gelirlilerin üstüne boca edilmiş bir dezenflasyonla mücadele programı var. Tarım, hayvancılık can çekişiyor. Efendim tekstil sektörü başta bütün iş dünyası büyük bir defansla karşı karşıya, ayakta kalmaya çalışıyorlar. Sermaye kaybı var, rekabet gücünü kaybettikleri için Mısır'a göç etmek durumunda kalan iş adamlarımız var. Net hata noksan tablosunda görünüyor sermaye çıkışı var, memleketin bütün göstergelerinde muazzam bir bozulma var.
Faize ödediğimiz paralarla Türkiye'de emeklinize 4 bin lira bir yemek parası veriyorsunuz; faize verdiğiniz son dört aylık parayla emeklinize 16 bin lira verebiliyordunuz, son dört aylık parayla. 24 yıllık faize karşı hükümetin en büyük şampiyonluğu faizdedir. 800 milyar dolara yakın faiz ödediniz. Dolayısıyla elimizde bir karne var. İşte bu karneye itirazla, bundan daha iyisi mümkünse niçin yapmadınız sorularımızla biz siyasete ispat-ı rüşt ettik tekrar anahtar partiyle. Ama şöyle bir paradoks var efendim, yani bunu görmezden gelemeyiz. Bu saydığımız sorunlerin hepsine sebep olan hala milletin ümit ufkunda bir tercih alanında duruyor. Muhalefet aslında tenkitlerinde haklı ama tenkitlerinde haklı olduğu halde son iki seçimi haklı tenkitlerine rağmen yenildi."
"Kamuda lale yönetiminde sülale dönemine döndünüz"
"Yani parlamenter sistem tenkidimiz doğruydu, kamu harcamalarında bir esnetsizlik var tenkidimiz doğruydu, yargı siyasallaşıyor bu sistem yargıyı siyasetin gölgesinde bırakır doğruydu, HSK'nın, Anayasa Mahkemesi'nin durumunun böyle olan bir memlekete dışarıdan yatırım getiremezsiniz doğruydu. Mülkiyet haklarını bu şekilde örselerseniz bu memlekete dışarıdan hiç kimseyi getiremezsiniz tenkitleri doğruydu. 'Devlet sizin babanızın malı değil, bu devlet size emanet. Dolayısıyla devleti partinizin malı zannetmeyin' doğruydu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde partili cumhurbaşkanlığı bu memleketin kodlarına uygun değil, doğruydu.
Liyakat durumunu gözden çıkardınız. Kamuda lale yönetiminde sülale dönemine döndünüz. Yani döneminiz, bir dönem sonra şöyle anılacaktır: 'Kamuda lale yönetiminde sülale dönemi' diye bir tanımlamanın ötesi haline geldiniz. Atamalarınızda liyakati gözden çıkardınız, sadakati ödüllendirdiniz. İsraf iktidarınızın en baskın tarafı haline geldi. Yolsuzluk endeksinde yerimiz var. Yoksullukta Türkiye'de orta direği yıktınız. Türkiye'de orta direk yok. Orta direk yok olduğu için 17.5 milyon sosyal yardımlaşma şemsiyesinden istifade eden fakiriniz var. Onlara da isyan etmesinler diye ulufe dağıtır gibi bakıyorsunuz.
Sosyal güvenlik sisteminiz alarm veriyor. Emeklilerinizin sayısı çok arttı, emeklilerinizi suçlayarak memleket yönetiyorsunuz, istihdamı artırıp çözmek yerine. Bir emekliye dört çalışan düşmesi gerekirken 1.3'e düşmüş olan oranı meze ediyorsunuz ve emeklilerimizi uzun yaşadıkları için suçluyorsunuz. 'Çok uzun yaşıyorsunuz' diyorsunuz istihdamı artırmak yerine. Almanya bizimle aynı nüfus, Almanya'da 45-46 milyon istihdam var; bizde 33 milyon istihdam var, 14 milyon açık var, utanmıyorsunuz. Üniversiteleri her tarafta açmışsınız, işsizliği gizliyorsunuz ve üniversiteli mezunlar işsizler ordusuna dönüştü. Hayatlarını, çocuklarımızın kabusuna çevirdiniz. Bütün bu karnenin tamamıyla ilgili hükümetin eleştiri hattında bize iki sefer daha galibiyeti var. Muhalefetin en çok zorlandığı yer burası efendim. Yani haklı tenkitlerimize rağmen bunlara sebep olan iktidar, iki sefer daha yendi muhalefeti. Dolayısıyla söz yetmez oldu. Yani itiraz, Türkiye'de şu anda demokrasinin de, millet iradesinin de en zayıf tarafını aslında muhalefetin haklı eleştirilerine rağmen iki sefer yenilmesi aslında bu hale getirdi. Dolayısıyla Anahtar Parti bu tahterevalliyi bozmak için kuruldu arkadaşlar. Bir taraf şöyle sesleniyor: 'Eğer bize oy vermezseniz CHP gelecek' diyor. Yani AK Parti'nin siyasi oy konsolidasyonu böyle. 'Eğer bize oy vermezseniz CHP gelecek' diyorlar. CHP de şöyle bir hatta meşruiyet oluşturuyor: 'Eğer bize destek olmazsanız AK Parti kalacak'. Gelecekle kalacak arasında sıkıştırılmış bir seçmen siyasal iklimi var. Bu siyasal iklimi de Tayyip Bey siyasi maharetiyle kendi lehine dönüştürebiliyor."
"Bakanları çeke çeke ayağınıza getirdik"
"Çünkü ilk defa bu kadar devletin imkanlarını da elinde tutan bir partiyle, ilk defa devletin imkanlarını bu şekilde yöneten bir siyasi kadroyla karşı karşıyayız. Biz yeni yerel seçimler oldu biliyorsunuz. Toplam altı beldede, 10 bin nüfusu, toplamı 10 bin olan altı yerde seçim yapıldı. Efendim bin nüfus, 1300 seçmeni olan bir yere yedi tane bakan gitti. Yedi bakan gitti, 1300 nüfuslu bir yerdeki seçim rekabetine yedi bakan gitti. Doğalgaz sözü verildi, asfalt sözü verildi, yol sözü verildi, otobüs sözü verildi, kepçe, greyder sözü verildi, taşıma için imkan sözü verildi. Ayrıca seçmenler taşındı otobüslerle. Yani seçim beldelerinde 35-40 nüfuslu, 50 hanenin olmadığı yerler var; oralara otobüs otobüs seçmen taşındı ve bu rekabette bin nüfuslu bir yerin, 1300 seçmenli bir yerin özür dilerim, yedi bakan gördüğü, 500 sene dursalar yedi bakanı bir arada göremez bir yer hükümetin siyasi pratiğiyle bu hale döndü. Rekabette böyle bir durumumuz var bizim.
Yani küçük bir beldede seçime giriyorsunuz, seçime girdiğiniz yerde seçmen size diyor ki: 'Efendim bize doğalgaz lazım. Nasıl olacak ki? Efendim bize asfalt lazım. Nasıl yapacağız ki bu işi? Efendim bize yol lazım. Efendim bize efendim burada kışımız sekiz ay sürdüğü için biraz imkan lazım, çocuklarımız işsiz.' Diyorlar ki: 'Ancak hükümete verirsek biz bunları alabiliriz.' Biz de diyoruz ki arkadaşlarımızla seçim bölgelerinde: Siyasette rekabet kalite getirir, biz burada başabaş yarış bildiğimiz için bu kadar bakanı görebildiniz. Eğer biz burayı alabilme iddiasıyla buraya gelmeseydik, ceketlerini göndereceklerdi buraya. 'Ceketimizi gönderiyoruz, seçiyorsunuz' gibi davranıyorlardı. Şimdi ceketleriyle alamayacaklarını gösterdik onlara, siyasete kalite geldi. Bu kalite duyabilen devleti, duyabilen siyaseti, çözüm bulabilen siyaseti, milletiyle aynı hizada toplanabilen siyaseti yeniden sahaya çekti. Anahtar Parti küçük bir demo yaptı aslında siyasete göre seçmenlerimize Anahtar Parti, henüz iktidara gelmeden, henüz sizin genel Türkiye genel seçimlerinde sandık tercihiniz olmadan bakanlarınızı çeke çeke ayağınıza getirebildi. Hükümeti çeke çeke bu köylere getirebildi. O yüzden siyasette her zaman iddia ettiğimiz şey o, demokrasinin de aslında. Rekabetle siyasetin de aslında rekabetle kaliteye eşlik ettiği bir yer var. Orada da bir imkanımız var. %98 AK Parti'nin oy tercihiyle birinci parti olduğu, AK Parti Genel Merkezi de o kadar oy alamazlar, %98 oy aldıkları bir yerde seçime girdik biz. %38 ile başladık, yedi bakanla ancak %22'ye düşürebildiler. Ama iyi gidiyor. Önümüzdeki dönem için bir hazırlığımız, siyasi bir pratiğimiz, yapılacaklar listemiz netleşti. Teker teker milletimize bunları anlatacağız."
"Mezhep ve meşrep tartışmayacağız, particilik yapmayacağız"
"Bu büyüyen parti, bu milletin umuduna doğru yürüyen parti, bu siyasi tahterevalliyi bozsun diye her geçen gün millet kalbinde yeşeren parti, Türk siyasetinde başka bir yolun da mümkün olduğunu gösterme hassasiyetinin partisi. Yani particilik yapmayacağız, kimlik kavgası vermeyeceğiz, mezhep meşrep tartışmayacağız. Aynı hizada, halayda parti rozetini taşıyacağız. Cumhuriyeti, devleti, milleti, demokrasiyi, hukuku, sistemi, kurumları, eğitimi, üretimi koruyacağız. Topraklarımızı koruyacağız, sınırlarımızı koruyacağız. Neyi koruyacağını bilen bir siyasi iradenin planla, programla yeniden ayağa kalkmasına milletin kalbinde yeni bir yol bulacağız. Yüzyılın başında yaptık, yine yapabiliriz hassasiyetiyle yollardayız. Bir daha doğru hesap, bir daha doğru plan yapılabilirse, yüzyılın başında yapıldı, yüzyıl taşıyabildi bizi. 100. yılında şimdi eksiklerimizi, siyasetin bize bedel diye ödettiklerini, yanlış diye yaptıklarını doğru muhasebe yapıp yeniden çocuklarımızı ufka baktıracağız inşallah. Memleketi ayağa kaldıracağız.
Memleketin en büyük sorunu, şu anda en büyük sorunumuz, Türk siyasetinin daha önce tecrübe etmediği, ilk defa tecrübe ettiğimiz devleti kendinin zanneden bu siyasal asabiyetten siyaset yoluyla memleket yönetiminde değişikliğe gitmek. Yani bir hükümet değişikliğinin Türk milletine büyük kapasitesini görme imkanı vereceğini düşünüyoruz."
"İktidar sadece CHP'yi yeniyor, enflasyonu yenemiyor"
"Soru da şu, hükümete siyasi paradigmayı böyle kurarak karşı çıkacağız: Bu seçimi aldınız, geçen seçimi de almıştınız, ondan önceki seçimi de almıştınız, ondan önceki seçimi de almıştınız. Son girdiğiniz seçimi değil, 2002'den beri girdiğiniz bütün seçimleri alıyorsunuz. Her şeyi yapma yetkiniz ve gücünüz var. Bu seçimi değil, bundan sonraki 10 seçimi de alsanız neyi değiştireceğinizin cevabında siz aslında anlamsızlaştınız. Yani sizin derdiniz seçim kazanmak değil, memleketin sorunlarını yenmekti. Memleketin sorunlarını yenemiyorsunuz, sadece CHP'yi yeniyorsunuz. CHP'yi yendik diye övünüyorsunuz, enflasyonu yenemiyorsunuz. Muhalefeti yendik diye övünüyorsunuz, işsizliği yenemiyorsunuz. Muhalefeti yendik diye her seçim milletin huzurunda arzıendam ediyorsunuz, işsizliği yenemiyorsunuz. Yüksek efendim enflasyonu yenemiyorsunuz. Ne bileyim ihracat ithalat açığımız var, ihracatımız arttı diye övünüyorsunuz, ithalatımızdaki bağımlılığı yenemiyorsunuz. Eti bu kadar pahalı yiyen, efendim yaşam şartlarında, gıda enflasyonunda dünyada şampiyonlukta başa güreşen bir ülkenin üreticilerisiniz siz.
Cezaevleriniz ağzına kadar dolu. Hapishaneleriniz efendim bir suç organizasyon ve kariyer planlama merkezine döndü. Yani cezaevleriniz bir ıslah mekanizması değil, kariyer planlayan şebekelerin, çetelerin efendim kariyer planlama merkezine döndü cezaevleriniz. Madde bağımlılığının pençesinde evlatlarımız yitip gidiyor, aile dağıldı. Ve siz hala bugün sadece aile yılı ilan ederek, çocuklarımızla ilgili uyuşturucu farkındalık yılı ilan ederek, efendim önümüzdeki dönem Türkiye'yi ayağa kaldıracağını düşündüğünüz bir takım hamasi terkiplerle milleti meşgul ederek memleketi içine düştüğü darboğazdan çıkaramıyorsunuz. O yüzden Anahtar Parti önümüzdeki döneme müstakil bir siyasi hassasiyeti millete bu çerçevede sunacak. Arz ettiğim çerçeve Anahtar Parti'nin 18 yıllık karnesinde anketlerde yüzde 60 kitleyle başlayıp dördüncü, fifth sıraya yükselişinin koordinat serüvenidir. Bu koordinatlarda gördük, bu koordinatlarda yürüyeceğiz. Önümüzdeki dönemi böyle görünür kılacağız."