MANŞETİZ- Türkiye’de son 13 yılda toplam 25 bin 49 işçi, iş cinayetleri nedeniyle hayatını kaybetti. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın can kayıplarını önleyemediğine dikkat çeken CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, iş cinayetlerini Meclis gündemine taşıdı. "Sermayenin kâr odağı karşısında işçinin yaşam hakkını koruyamayan piyasacı yaklaşımların" yeni iş cinayetlerine davetiye çıkardığına dikkat çeken Türeli, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması talebiyle sekiz maddelik soru önergesi verdi.
Türkiye iş cinayetlerinin önü alınamıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin (İSİG Meclisi) verilerine göre 2013 yılında bin 235, 2014 yılında bin 886, 2015 yılında bin 730, 2016 yılında bin 970, 2017 yılında 2 bin 6, 2018 yılında bin 923, 2019 yılında bin 736, 2020 yılında 2 bin 427, 2021 yılında 2 bin 170, 2022 yılında bin 843, 2023 yılında bin 932, 2024 yılında bin 897, 2025 yılında 2 bin 105 ve 2026 yılının ilk dört ayında 189 kişi olmak üzere toplam 25 bin 49 işçi iş cinayetleri nedeniyle hayatını kaybetti.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, İş kazalarında dünyada üçüncü, işçi ölümlerinde ise Avrupa'da birinci sırada yer alırken, CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, iş cinayetlerini TBMM gündemine taşıyarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a soru önergesi verdi.
CHP'li Türeli, açıklamasında, "Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği sorunu, sadece teknik bir eksiklik değil, her yıl binlerce işçinin yaşamını yitirdiği kronik bir toplumsal yaradır. 30 Haziran 2012 tarihinde büyük iddialarla yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, aradan geçen 13 yıla rağmen can kayıplarını önleyememiş, aksine bu süreçte ölümler artarak devam etmiştir. Kamuoyunda artık haklı olarak "iş cinayetleri" şeklinde adlandırılan bu tablo, yasal düzenlemelerin pratik karşılığının olmadığını göstermektedir" dedi.

"CEZASIZLIK ZIRHININ BİR PARÇASI HÂLİNE GETİRİLDİ"
Verilerin, 6331 Sayılı Yasa’nın iş cinayetlerini azaltmada “hiçbir etkisinin olmadığına” dikkat çeken Türeli, “Yüksek ölümlü kazaların devam etmesi kâğıt üzerindeki mevzuatın sahadaki kâr hırsını ve denetimsizliği dizginleyemediğinin en somut kanıtıdır. Sistemin işlemesindeki temel engel, iş sağlığı ve güvenliğinin piyasa koşullarına terk edilmiş olmasıdır. İş güvenliği uzmanlarının ve işyeri hekimlerinin ücretlerini doğrudan işverenden aldığı, denetimin özel şirketler (OSGB) eliyle yürütüldüğü bu "işyeri eksenli" model, çıkar çatışması nedeniyle felç olmuştur. Kendi maaşını ödeyen işvereni denetlemek zorunda bırakılan profesyoneller, sistemin koruyucusu değil, cezasızlık zırhının bir parçası haline getirilmiştir” ifadelerini kullandı.
CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, kamu kurumlarının sisteme dâhil edilmesine yönelik maddelerin yasal değişikliklerle ertelenmesine tepki gösterdi. Türeli, “Siyasi iradenin bu sorunu çözme noktasındaki kararsızlığını göstermektedir. Kamu ayağı eksik, denetimi özel sektöre havale edilmiş ve maliyeti işçinin canıyla ödenen bu model, artık sürdürülemez bir noktadır” dedi.
“LÜTUF DEĞİL, ANAYASAL BİR ZORUNLULUKTUR”
Türeli, Türkiye, iş sağlığı ve güvenliği sisteminin “temelden revize etmesi gerektiğini” vurguladı. “Sermayenin kar odağı karşısında işçinin yaşam hakkını koruyamayan piyasacı yaklaşımlar, yeni iş cinayetlerine davetiye çıkarmaktadır. Güvenli çalışma ortamı bir lütuf değil, anayasal bir zorunluluktur” diyen Türeli, sorunun çözümüyle ilgili önerilerini şöyle sıraladı:
“Bağımsız denetim: İş güvenliği profesyonellerinin işverenden ekonomik olarak tamamen bağımsızlaştığı, ücretlerin kamu tarafından finanse edilen bir havuzdan ödendiği bir model kurulmalıdır. Sektörel uzmanlaşma: İş cinayetlerinin yoğunlaştığı inşaat, tarım ve madencilik işkolları başta olmak üzere gerekli düzenlemeler hayata geçirilmelidir. ILO normları: Uluslararası çalışma standartlarına (ILO) uygun, yaşam hakkını merkeze alan ve kamusal denetimin esas olduğu özerk bir otorite oluşturulmalıdır.”

VEDAT IŞIKHAN'A SORULAR
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması talebiyle sekiz maddelik önergede ise şu sorular yer aldı:
Ülkemizde yüksek ölümlü iş kazalarının görülmesinin sebepleri nelerdir?
30 Haziran 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın bugüne kadar işçi sağlığı ve güvenliği açısından herhangi bir katkısı olmuş mudur?
İş güvenliği uzmanlarının ve işyeri hekimlerinin işverenle ücret ilişkisi içinde olması ve iş sağlığı ve güvenliği sisteminin piyasa yönelimli özel şirketlerce yürütülmesine dayalı “işyeri eksenli denetim” sisteminin işlemediğine yönelik tespitlere katılıyor musunuz?
Kamu kurumlarının iş sağlığı ve güvenliği sistemine dahil olması gerekirken yapılan yasal değişikliklerle yürürlük tarihinin sürekli olarak ertelenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin vakit kaybedilmeksizin iş sağlığı ve güvenliği sistemini yeniden gözden geçirmesi gerektiği konusundaki görüşünüz nedir?
İş kazalarının en yoğun olduğu inşaat, tarım ve madencilik iş kollarına özel düzenlemeleri hayata geçirmeye yönelik çalışmalarınız var mıdır?
Çalışma hayatında iş kazalarının önlenmesi amacıyla giderleri kamu tarafından finanse edilen özerk bir düzenleme ve denetleme otoritesine dayalı bir model kurulması konusundaki düşünceniz nedir?
Çalışma hayatında iş kazalarının önlenmesi ve azaltılmasına yönelik olarak ikincil yasal ve kurumsal somut adımların atılmasına, kalıcı çözümlerin oluşturulmasına yönelik politika ve programları ne zaman hayata geçirmeyi düşünüyorsunuz?




